banner31

Uzakdoğu (15) Corun'u keşfe çıkıyoruz

Uzakdoğu (15) Corun'u keşfe çıkıyoruz
Ertesi gün önce motorlarımızı kiralıyoruz. Önce adanın doğusuna doğru yollanıyoruz. Kasabanın varoşlarını çıkar çıkmaz yol toprak hale geliyor. Sağımızda muhteşem bir deniz manzarası, sık ağaçlar arasından ilerliyoruz.

Hazırlayan / İsmail Ragıp GEÇMEN
Twin-Lagoon-Coron-Palawan

Dışarı çıkınca iskelemizin çardağında oturmuş yaşlı karı koca Belçikalı ile sohbete başlıyoruz. El Nido’dan gelmişler. Biz Coron’dan El Nido’ya geçeceğimiz için orayla ilgili sorular soruyoruz. Onlar da bizim seyahati soruyorlar. El Nido’dan zor kaçmışlar hem kalabalık hem de pahalı diyorlar. Planımızda El Nido var ama bu anlatılanlar doğruysa belki daha kısa kalabiliriz. Coron, anlatılana bakılırsa tam bir huzur yuvası. Ama El Nido’da da yapılacak çok şey var.
Ertesi gün önce motorlarımızı kiralıyoruz. Benimki yarı otomatik yakışıklı bir Honda. Önce yakıt alıyoruz sonra da El Nido için feribot biletini almamız gerektiği için bir turizm acentesine uğruyoruz. Çok yakın zamana kadar feribot yolculuğu haftada sadece 2 gün varmış ve turizm bloglarına göre 10-12 saat sürüyormuş. Ancak yakın zamanda, Filipinler’in bu cennet köşelerine olan ilginin artmasıyla yüksek sezon sayılan bu mevsimde Coron – El Nido arası çalışan bir hızlı feribot konmuş. Artık feribotla bu mesafe 5 saatte alınıyormuş. Eh bu da iyi. Ama feribot ücreti de insanın canını yakacak cinsten. (Coron-El Nido kişi başı 1.750 Peso =35 $.)

sss
Bilet işini de halledip adanın doğusuna doğru yollanıyoruz. Kasabanın varoşlarını çıkar çıkmaz yol toprak hale geliyor. Sağımızda muhteşem bir deniz manzarası, sık ağaçlar arasından ilerliyoruz. Aslında nereye gittiğimizi de pek bilmiyoruz sadece bu tarafta güzel plajlar olduğunu duymuştuk, önce bu yönü görüp sonra da adanın batısına geçip oradaki köyleri, sahilleri görelim istiyoruz. Biraz ilerledikten sonra yolun aşağısına, deniz kıyısına doğru kıvrılan bir yol ayrımına denk geliyor, motorları denize doğru kırıyoruz. Az daha gittikten sonra girişi paralı olan bir tesise denk geliyoruz. Bakınırken anlıyoruz ki, dün Belçikalının bahsettiği kaplıcaya gelmişiz! (Maquinit Hot Spring/200 Peso=4 $)
Yeniden kasabayı kat edip oyalanmadan bu kez adanın batısına doğru sürüyoruz motorlarımızı. Sık ağaçlar, yemyeşil bir doğa, sessiz ve bakir koylar, sadece arada bir geçen motorların gürültüsü… Evrende tek başınayız gibi, bildik tanıdık dünyaya öylesine uzak, öylesine yabancı… Zaman zaman yavaşlayıp sol yanımızda beliriveren denizi, zaman zaman da küçük yerleşimleri görünce insanları, evleri, çocukları seyrediyoruz. Ulaşmamız gereken bir yer ya da bir amacımız yok, sadece bilmedik dünyalara sürüyoruz demir atlarımızı. Bir ara epey tırmandıktan sonra aniden beliriveren büyükçe bir koyun tam tepesine yapılmış küçük bakkalda soluklanmak için duruyoruz. Hep olduğu gibi bir teyze var başında. Terlemişiz, birer soğuk bira söyleyip fotoğraf çekiyoruz. Öyle bir manzarası var ki bu izbe bakkalın, Türkiye’de herhangi bir yerde olsa oturacak bir kıçlık yer bulamazsın. Burada ise Allah’ın kulu yok. Hem fotoğraf çekip hem de buz gibi biralarımızı yudumlarken 60-65 yaşlarında, ayağında parmak arası terlik, üstü pejmürde, her yerinden bir takı sallanan, kafası masmavi boyalı bir sarışın abi çıkageliyor. Danimarkalıymış ve 6 yıl önce yerleşmiş buraya. “Nasıl mutlu musun?” dedim. “Bazen” dedi. Bazen batının düzenini ve konforunu arıyormuş. “Bir de çok sessiz” dedi. Sanırım otu çekmiş, kafası güzeldi. Teyzeye biraların parasını verip mavi kafaya da “takma kafaya” dedikten sonra basıyoruz yine gaza.

99.-Bugun-motor-kiralayip-Coron-adasini-keşfe-çıktık.-Guler-yuzlu,-dogal-ve-yoksul-insanlarıyla-Coron-cok-etkileyiciydi.-Coron-Adası,Filipinler
Az gidip uz gidiyoruz, büyükçe bir köy olan San Rafael’e geliyoruz. Toprak yoldan deniz kıyısına doğru iniyoruz. Fotoğraf makinemizi görünce yüzü gülen çocuklar, kadınlar, teyzeler, amcalar… Deklanşöre bastığın anda hayatı dondurmak ne kadar olağanüstü! Bir ara köyün sokaklarında Ercan’la birbirimizi kaybediyoruz. Ben çan kulesi olmayan ama köyün en büyük binası olmasından mütevellit (bu beni ahenk manyağı yapan kelimeye de bayılıyorum, anlayan kaldı mı acaba?) kilise olması muhtemel binanın bahçesinden içerideki çocukları ve bir şeyler diken genç kızları fotoğraflıyorum. Yanılmamışım, burası bir kilise. Tam anlayamadım ama galiba yerel bir azize için ya da yortu için hazırlık yapılıyormuş.

Coron-(6)GÜZEL İNSANLAR ÜLKESİ

Yine yol alma zamanı. Gaz veriyoruz yeniden motorlarımıza. Yarım saat kadar sonra 3-4 evin olduğu yemyeşil, sessiz küçük bir koyun kenarında duruyoruz. Sıcak ve yorgunluğu atmanın en güzel yolu denize girmek. Denize girmek istiyorum. Evin bahçesinde elinde kahvesi, güler yüzüyle bizi Auorelio karşılıyor. Auorelio, karısı Che Meneses ve kızı Teresita ile birlikte bu deniz kıyısındaki 2 katlı ve Hindistan cevizi ağaçlarıyla dolu evinde yaşıyor. Bizi görünce hemen davet ediyorlar, “kahve içer misiniz?” diye sorup cevabını beklemeden kahvelerimizi getiriyorlar. Auorelio Hindistan cevizi sütünden buzlu dondurma üretiyormuş evinde ve bunu satarak geçinip gidiyorlarmış. Hemen dondurma da geliyor. O kadar güleç ve sıcak insanlar ki biz de onlar gibi devamlı gülümsüyoruz. “Burası hep böyle” diyor Auorelio, “hep sessiz ve sakin.” İhtiyaçları için San Rafael köyündeki markete gidiyorlarmış. Bazen basketbol oynamak için de. Ve elbette pazarları San Rafael’deki kiliseye. Onun dışındaki zamanları hep bu sessizlik ve delice huzur taşıyan evlerinde geçiyormuş. Komik bir köpekleri var. Sol kaşında makyaj yapmış gibi kalın bir siyahlık var, bunu gören bir muzip arkadaşları köpeğin sağ kaşını da aynı şekilde boyayınca sevimli hayvan daha da sevimli ve çok komik olmuş.
Denize girmiyorum. Hiç hesapta yokken belki 2 saat belki daha fazla ama uzun uzun oturup sohbet ediyoruz Auorelio ve ailesiyle. “Kalın bu gece” diyor “yok” diyoruz “gitmemiz lazım”. “Öyleyse gene gelin” diyor. “Ancak seneye belki” diyoruz. “Tamam” diyor, “önceden haber verin. İsterseniz evde kalırsınız isterseniz bahçeye ben size sazlardan küçük bir kulübe yaparım, orada kalırsınız.” “Sağ ol Aurelio. Peki, burada sizinki gibi deniz kıyısında bahçeli bir ev satın almaya kalksak fiyatı nedir?” “Ne gereği var ki, burası sizin eviniz” diyor. “Yok diyoruz çok sağ ol ama belki ilerde yerleşiriz, nedir böyle bir evin değeri?”
- “1 Milyon Pezo civarı” diyor. (Yaklaşık 20.000 $) Ercan’la bakışıyoruz, 20 bin dolar hakikaten böyle cennet bir yer için bedavanın az üstü. Auorelio pahalı geldiğini sandığımızı düşünüp “siz gelin ben size daha ucuza da yer bulurum” diyor yine sıcacık yüreğiyle. Yoksul ama güzel insanlar onlar. Gönlümüzde ışıklar açarken Coron’un San Rafael köyü yakınlarındaki bu güzel insanların yaşadığı küçük koyda hava kararıyor. İstemeye istemeye kalkıyor, zor vedalaşıyoruz.
Karanlıkta motorla yol almak hep bir risk taşır. Üstelik biz yabancıyız da bu yollara ve motorlara. Rotayı yeniden dönüş yoluna çevirip veriyoruz gazı. Yol uzun, normalde de sessiz olan yollar iyice ıssızlaşıyor. Arada bir birkaç evlik küçük yerleşim yerlerinden geçiyoruz. Yukarıda yıldızlar ne kadar yakın ne kadar çok.

GECE VAKTİ MOTOR TAMİRİ

Aniden motorumdan takk! diye bir ses geliyor ve motor yavaşlıyor. Gaz veriyorum ama yavaşlamaya devam ediyor. Mecburen duruyorum. Benim durduğumu gören Ercan da duruyor. Motora gaz veriyorum, ses var ama I-ıhh hiç hareket yok motorda. Gece vakti, dağın başında kaldık mı kaldık. Ne yapacağız şimdi? Motor tamircisi de bulunmaz herhalde bu ıssız yerde. Bu saatten sonra araç falan da geçmez ki buralardan.

100
Motordan inip sağına soluna bakınıyorum, o ne be, yerde upuzun bir yılan bana bakıyor! “Bu ne laaaan!” deyip motoru da atıp höykürerek kaçıyorum oradan. Motor zangırdayarak yere düşüyor. “Hah” diyorum, “demin bozulmadıysa da şimdi bir yerleri kesin kırılmıştır”. Biraz zaman geçtikten sonra tırsak tırsak yaklaşıyorum motora. Yerden kaldırdığım gibi motoru, hızla koşturuyorum öteye. Biz Ercan’la ne halt edeceğimizi düşünürken etraftaki tepelerde ağaçların arasında bir hareketlenme oluyor, önce birkaç çocuk sonra da yaşlı genç insanlar beliriyor ve yavaş yavaş etrafımız sarılıyor. Kısa sürede etrafımızda 10-15 kişi birikiyor. Bize şaşkınlıkla ama daha çok merakla bakıyorlar. İngilizce bilen yok, Türkçeyi denemiyoruz bile. Ama motoru göstererek çalışmadığını anlatmaya çalışıyoruz. Her kafadan bir ses çıkıyor. Kimisi motorun bir yerini kurcalıyor, kimisi diğerine bağırıyor. Sonra gençten biri geliyor, herkes çekiliyor, ya muhitte korkulan bir abi bu ya da işten anlayan biri. Gerçi, ebe teknesinden beri su görmemiş, öylesine pis kokuyor. Olsun. İşimizi görsün de.
Abi, motorun orasına burasına bakıyor, arada da dünyanın anlamını bulmuş gibi “zaaaa” “zaaaa” diye sesler çıkarıyor. Sonra motoru bırakıp yürüyüp gidiyor geriye doğru. Nereye be? Peşine takılıyorum. Az sonra abinin telefonun ışığını tutuğu yerde uzanan yılana şaşkınlıkla bakıyorum. Motorun zinciri, yılan gibi yerde uzanmış yatıyor! Zincir kopmuş, ben kopuk zinciri yılan sanmışım iyi mi! Zinciri alıp yürüyor abi motora. Sivilceli bir çocuğu bir yere gönderiyor, az sonra velet alet edevatla dönüyor. Bizim abiye yardım eden 3-4 kişi zincir yuvasının kapağını söküyor. Hepsinin elleri, üstü başı simsiyah yağ içinde kalıyor. Sonra kalkıp ayağa hiçbir şey olmamış gibi yürüyüp gidiyor gene ağır abi. Haydaa... Şimdi nereye ya? Abi beni hiç tınmıyor bile. “Nereye birader?” diye soruyorum kararmış Filipin göğü altında İstanbul Türkçesi. Abi gitti gider. Sinirimden gülmeye başlıyorum. Etrafımızı sarmış dişleri dökük ama eğlence çıktı diye 32 diş sırıtan yaşlı teyze, birbirinin üstüne yığılıp sonra da yerlere yuvarlanan veletler, baştan aşağı bizi süzüp kıkırdayan köylü kızlar, sarhoş abiler, Ercan abi ve elbette ben, hep birden niyeyse yüksek sesle gülüp duruyoruz.

101.-Aureol-ve-ailesini-taniyin
8-10 dakika sonra ağır abi, elinde eski bir zincir olduğu halde arz-ı endam ediyor. Eski zincirden, zincirleri birbirine bağlayan parçalardan birini ustalıkla çekiçle vura vura çıkarıp benim yılana takıyor. Ama çekice her vuruşunda ya da her başarılı ilerlemede, kalabalık hep bir ağızdan “ıhhaaaaa” diye bağırıp alkışlıyor. Biz de katılıyoruz “ıhhaaaa” diye bağırmaya, çok hoşlarına gidiyor. Filipinler’in, Coron adasının, San Rafael Köyüne yakın bir dağ başında, on bin milyon yıldızın ışığı altında toplanmış 15-20 kişi, durmadan “ıhhaaaa” diye deliler gibi bağırıyor.
Abi ve ona yardım eden 3-4 kişi, her yeri yağ içinde kalıp 1 saatten fazla uğraşarak nihayet zinciri tamir ediyor. Cepleri karıştırıyoruz, kalan bütün bozukluklarımızı (200 Pezo = 4 $) veriyoruz, az çok demeden sevinçle alıyorlar. Bu güzel insanların hangi birine ve hangisinden dolayı teşekkür etmeli? Alkışlar ve kahkahalar eşliğinde yıldızlara sürüyoruz yeniden motorlarımızı, çoook zenginiz, ceplerimizde müthiş insan suretleri.

Uzakdoğu (1) Malezya

Uzakdoğu (2) Penang ,Malezya

Uzakdoğu (3) Phnom Penh, Kamboçya

Uzakdoğu (4) Sihanoukville, Kamboçya

Uzakdoğu (5) Kamboçya

Uzakdoğu (6) Samloem, Kamboçya

Uzakdoğu (7) Vietnam

Uzakdoğu (8) Vietnam

Uzakdoğu (9) Vietnamın Cennet Köşeleri

Uzakdoğu (10) Can Thao, Vietnam

Uzakdoğu (11) Ho Chi Minh City , Vietnam

Uzakdoğu (12) Hoşçakal Vietnam

Uzakdoğu (13) Manila, Filipinler

Uzakdoğu (14) Coron Adası ,Filipinler
Güncelleme Tarihi: 14 Eylül 2017, 11:51
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER