banner31

Üreterek öğrenecekler

Kültür Köyü, astronomi eğitimi için gözlemevi, amfi tiyatrosunu, sahne sanatları salonu, spor tesisleri ve kaydıraklarla avluya inilen derslikler...

Üreterek öğrenecekler
Kültür Köyü, astronomi eğitimi için gözlemevi, amfi tiyatrosunu, sahne sanatları salonu, spor tesisleri ve kaydıraklarla avluya inilen derslikler... Mustafa Haydar Demirok, Finlandiya eğitim sisteminin benzerini uygulayacağı okulu Gökmen Küçüktaşdemir'e anlattı.

RÖPORTAJ: Gökmen KÜÇÜKTAŞDEMİR

Aileler proje çocuk yetiştirmeye çalışmaktan, devlet kafa karışıklığı yaratmaktan yıllardır vazgeçmedi. Dört bir yanımız dibe doğru giden başarısızlık göstergeleriyle doluyken Eylül ayında İzmir Menemen’de hizmete başlayacak olan bir okul, şimdiden dikkatleri üzerine çekmeyi başardı.

Küçük bir kasabayı andıran Amerikan Kültür Koleji Menemen Yerleşkesi, uygulayacağı eğitim sistemiyle diğer okulları geride bırakıyor. Yıllardır yabancı dil eğitimi üzerine çalışan Mustafa Haydar Demirok tarafından kurulan okul, 21 dönüm arazi üzerinde çocuk gelişimi için bir vaha. Kültür Köyü, astronomi eğitimi için gözlemevi, amfi tiyatrosunu, sahne sanatları salonu, spor tesisleri ve kaydıraklarla avluya inilen derslikleri okulun saymakla bitmeyecek özelliklerinden bazıları. Ben de Mustafa Haydar Demirok’tan Finlandiya eğitim sisteminin benzerini uygulayacağı okulu kendisinin anlatmasını istedim. O da hem okulu tüm yönleriyle anlattı hem de öğrencilere şöyle seslendi: Gel çocukluğunu yaşayarak, bilgiyi severek öğrenebileceğin bir okulda, bilim, spor ve sanatla içe eğitimini tamamla.



Türkiye’de “eğitim” dediğimiz de aklınıza ilk gelen sorunlar neler?

  • Çok sorun var ama en büyük sorunlardan bir tanesi çocukların neye hedeflendiğini bilmemesi… Çoğunun hedefi yok. Biz çocuklarımız için "Benim oğlum doktor olsun, beni kızım mühendis olsun..." gibi yönlendirmeler yapıyoruz. Ama onlara hiç, "Sen gerçekten doktor ya da mühendis olmak istiyor musun?" diye sormuyoruz. Biz aslında çocuk değil proje yetiştiriyoruz. Bu okulda okumalı, şu özel dersi almalı, o mesleği seçmeli ve şöyle bir hayat yaşamalı diye kafamızda bir şablon oluşturuyoruz, roller belirliyoruz. Velilerden, "Benim çocuğum çok iyi bir müzik öğretmeni olacak" ya da "Çok iyi bir seramik sanatçısı olsun" diye bir cümle duymadım. Genellikle, "Benim oğlumun şu kadar yanlışı bu kadar doğrusu var. Benim çocuğum nereyi hedeflemeli" diye soruyorlar. Oysa biz çocuğa şunu sorabilmeliyiz,"Senin yetkinliğin, ilgi alanın hangi alanda?"
    Ülke olarak bizim sistemimiz şu: En çok doğruyu çözen en popüler mesleği tercih edebilir. Peki 4- 5 yıl emek verip okuldan mezun olduktan sonra ya mesleğini sevemez ya da yapamazsa o zaman ne olacak? Türkiye'de kaç kişi üniversiteden mezun olduktan sonra kendi işini yapıyor?


FİNLANDİYA SİSTEMİ UYGULANACAK

Bu iş, eğitimine yön vermiş gelişmiş ülkelerde nasıl yapılıyor?

  • Çocuk için oluşturulan bir dosya vardır. O dosya okul hayatı boyunca çocuğu takip eder. Neye yatkın olduğu, nasıl bir eğitim aldığı, eğitiminin nereye doğru gitmesi gerektiği, zayıf yönleri, iyi yönleri ve daha birçok şey bunun içinde yer alır. Üniversite dosyayı açar ve derki,"Senin biyoloji alanına büyük bir yatkınlığın var, sen şu projelere katılmışsın, şu gruplarla çalışmışsın. O zaman biz seni tıp okumaya davet ediyoruz" ya da "Başvurunu kabul ediyoruz" diyor. Şu an dünya Finlandiya'nın eğitim sistemini konuşuyor. Çünkü bu konuda çok iyiler. Finlandiya'da bu dosyalara bakarak çocukların mesleki eğitimine başlanıyor. Bundan önce çocukların 16 yaşından önce sınava girmesi yasak. Günde 4 saatten fazla ders alamazlar. Bizde ilkokul 4. sınıfta neredeyse türev integral konularına girecek öğretmenler ama orada 16 yaşına kadar öğrenciye sınav bile yapmıyorlar. Finlandiya'da öğretmenlik yapabilmeniz için üniversitelere girerken en başarılı yüzde 10 arasına girmiş olmanız gerekir. Daha sonra mutlaka yüksek lisansları yapılır ya da doktorası olanlardan tercih edilir. Ve bunun karşılığını maddi olarak da alırlar. Türkiye'de geldiğimiz noktada artık öğretmenlik değil memurluk yapılıyor. Tapu dairesindeki bir memur gibi “dersimi verdim işim bitti” şeklinde çalışıyorlar.


Öğretmenlerin de sürekli değişen sistemden dolayı kafaları karışık...

  • Klasik sistem bana göre 40 - 50 çocuğu bir odaya tıktığımız, tahtanın önüne aldığımız, kitabını defterini alıp sadece yazdırdığımız, ezberlettiğimiz, arada tahtaya kaldırdığımız bir sistem. Dersin 10 dakikası zaten yoklamayla geçiyor. Kalan sürede öğretmen konu anlatacak, öğrenci onu dinleyecek, arada 3 - 5 çocuğun sorularını yanıtlanacak ve ders bitmiş olacak. Sistem öğrenciden bir şeyleri ezberlemesini istediği için anlatılanlar uçup gidecek. Çocuk ezberleyemeyip başarısız olduğunda anne babalar onları özel derslere, kurslara götürecek. Çocuk önüne konan bilgileri ezberleyerek sınıf geçmeye odaklanacak. O da bitmeyecek tam bir yarış atı o sınavdan bu sınava koşup daha fazla ezber yapmak için çalışacak. Bu arada da değişen sisteme, kitaplara ayak uydurmak için mücadele edecek.
    Bundan 2 yıl önce oğlum Toprak doğduğu zaman eşimle bir konuşma yaptık. Biz Toprak’ı bu klasik sistemde harcamak istemedik ve bunun içinde ne yapmamız gerektiğini, nasıl bir model tesis edilmesi gerektiğini konuştuk. Daha sonra Amerikan Kültür Kolejleri Genel Başkanı Halil Çil ve Amerikan Kültür Kolejleri Türkiye Koordinatörü Pınar Zorel ile görüştük. Bu projemize büyük destek verdiler. Biz aslında çocuklara Milli Eğitim Bakanlığı müfredatındaki konuları farklı bakış açıları ile vermeyi planladık. Tabi ki bakanlığa bağlı bir kurumuz. Sadece yoğurdu yiyişimiz biraz farklılaşıyor.


Nedir bu fark?

  • Örneğin klasik sistemde, fen bilgisi öğretmeni öğrencilere fermantasyon yani mayalama yöntemini tahtada anlatır. Akıllı tahtası olan okullarda birkaç bakteri resmi gösterir. Veya dönüşümün sonucunu gösterir. Tabi çocuk bunu soyut bir kavram olarak algılar ve ezberlemeye çalışır. Gidip akşam bunu çalışmak zorundadır. Bu tür konular birikir birikir sınav öncesinde çalışmak zorunda kalır. Menemen Amerikan Kültür Koleji’nde ise öğretmen öğrencisine tahta bilgilerini verdikten sonra hep birlikte çizmelerini ve önlüklerini giyip okulumuzu içinde bulunan 6 dönümlük kültür köyüne gidip orda keçileri öğretmenler ve öğrenciler birlikte sağar, o sütü de alıp peynire yoğurda dönüştürürler. Böylece fermantasyonu süreci görerek öğrenirler. Siz bir çocuk olsanız mayalamayı unutabilir misiniz? Diyelim ki derste Satürn’ü anlatıyorsun, kolejin içindeki Gökbilim Merkezi’ndeki teleskop ile gezegeni inceleyebiliyorsun. Bizim sihrimiz çocuğun bilgiye dokunması ve onu elinde tutması. Bilgiyle arasında somut bir bağlantı kurabilmesi ve hayat kazanımını elde etmesi… Bugün toplumumuza baktığınızda yoğurt yapmayı çoğu genç insanımız bilmiyor. Ne zaman öğrenmek zorunda kalırlar? Doğan çocuğuna ev yoğurdu yedirmek zorunda kaldığında. Birçoğumuz peynir yapmasını bilmez. Ama bizim öğrencilerimiz bunu da öğrenmiş olacak. Burada aslında biz, genç yaşta bir bireye sütten peynir ve yoğurt yapmayı başarmasını da öğretmiş olacağız.


TENEFÜSE KAYDIRAKLA İNECEKLER


Okulunuzu farklı kılan diğer özellikler nelerdir?

  • Okulumuz, Menemen’den Aliağa’ya giderken farklı bir mimari ile 21 dönümlük bir yerleşke üzerine kuruldu. Bu bir okul için hayli büyük bir alan… Son dönemde bahçesi olmayan okullar görüyoruz. Binaların fiziki yapısının eğitim ve öğretim için uygun olması gerekmektedir, yeşil alanı olmalıdır. Çocuk çimler üzerinde koşabilmeli, ağaç dikebilmelidir. Bizim okulumuz 2 şer kat olan 3 bloktan oluşuyor. Sınıflardan aşağıya inen spiral tüneller yaptık. Öğrencilerimiz ve öğretmenlerimiz avluya bu tüplerden kayarak inecekler. Biz okulu eğlenceli bir hale dönüştürmek istiyoruz.
    Gelecek gökyüzünde. O yüzden astronomi dersi bizde zorunlu. Ayrıca okula giren her öğrenciye bir enstrüman vereceğiz. Böylece mezun olduğunda en az bir enstrüman çalmış olacak. Okulun içindeki köyde pek çok hayvanı görebileceği gibi kendisi de hayvan yetiştirecek. Örneğin çocuk okula başlarken, biz kuluçka makinasındaki bir devekuşu yumurtasını ona teslim edeceğiz. Devekuşunu kendisi kuluçkadan çıkararak büyütecek.


Anladığım kadarıyla okulda sürekli bir üretim var?

  • Kesinlikle öyle. Seramik atölyesinde seramik, tarımsal alanda tarımsal ürünler üretiyoruz, hayvansal alanda hayvansal ürünler… Bunlara moda tasarım ürünleri ve gastronomi gibi alanlarda da ürünler eklenecek. Biz bu ürettiklerimizi çocuklarımızla okulda kurduğumuz kooperatifimizle markalayıp, paketleyip satacağız. Böylece geleceğin girişimci olacak çocukların gelişmesine de yeni bir pencere açacağız. Onları hayata hazırlayacağız. Çocuk ‘ar-ge’ye kaynak ayırmaktan dışarıya satışa, bütçe yönetmekten sıfırdan elde etmeye kadar tüm süreçleri okulda öğrenecek. En önemlisi bu sayede üretimin önemini fark edecekler.


YABANCI DİL ÖNEMLİ


Öğrenciler kolejden de mezun olsalar yabancı dili tam anlamıyla konuşamıyorlar. Sizin okulunuzda da bu yaşanacak mı?

  • Ben Amerikan Dili ve Edebiyatı mezunuyum. Bu benim alanım. Türkiye’deki sistem gramer üzerinden gidiyor. Bu da konuşmayı zorlaştırıyor. Oysa dilin amacı konuşmaktır. İlkokul ikiden başlayıp lise sona kadar İngilizce dersler veriliyor. Bu da yaklaşık bir öğrenci için 1400 saatlik bir süreye tekabül ediyor. Bu kadar ders aldıktan sonra dışarıda çocuk kendisine adres sorulduğunda soran turiste adres dahi tarif edemiyor. Bu da dayatılan gramer eğitiminin bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Bu kadar sürede bir çocuğa Boeing uçağının eğitimini verseniz onu kullanabiliyor ama yabancı dil konuşamıyor. Hatta onun bile eğitimi bu kadar saat sürmüyor.


Bu noktada sizin çözümünüz nedir?

  • Yabancı dil eğitiminde ülkeler artık gramer kullanmıyor. Gramerden başlayarak dil öğretemezsiniz. Türkiye’de her şey sınava odaklı olduğu için bu durumdayız. Sınavlardaki tüm soruları yapsan da konuşamadıktan sonra bunun ne anlamı var. Dil konuşularak öğrenilir. Dili günlük yaşantının içine katarız. Günlük yaşantıların örnekleriyle biz iletişime başladığımızda çocuğun dil eğitimini alması çok kolaydır. 2.5 yaşımıza geldiğimizde bir dil kazanmaya başlıyoruz. Nasıl öğreniyoruz? Anne ve babamız evde tahta kurup bize gramer dersi mi veriyor? Elimize sözlük alıp Türkçe kelimeleri mi öğreniyoruz? Yaklaşık 1.5 yıl gibi kısa bir sürede iletişim kurmayı öğreniyoruz. Dinleyerek, katılarak, içinde bulunarak ve anlayarak ilerliyoruz. Bizim uyguladığımız da bu doğal süreçtir. Siz çocuklara günlük faaliyetlerini İngilizce konuşarak sağlatırsanız çocuklar çok kısa sürede yabancı dil öğrenebiliyorlar. Peki, yetişkinlerde durum farklı mıdır? Değildir. Almanya’ya ya da farklı ülkelere çalışmaya giden vatandaşlarımıza baktığımızda içlerinde kendi adını soyadını yazamayanların bile gittikleri ülkelerin dillerini kısa sürede öğrendiklerini hepimiz biliyoruz. Bizim öğrencilerimiz seçtikleri yabancı dili en iyi şekilde konuşabilecek.


Yurt dışında sınavsız başvuru hakkı


Çocuklar anaokulunda başladı ve senin bu kurduğun sistem içinde liseye kadar geldi. Daha sonra neler oluyor?

Sınav bildiklerimizi ölçmek adına yapılıyor. Klasik sistemde ezberleyebildiğiniz kadar varsınız. Oysa öğrenci burada hepsini yaşayarak öğreniyor ve bir daha öğrendiklerini de unutmuyor. Ezberlemek zorunda kalan çocuklar daha fazla efor sarf ederken bizim yetiştirdiğimiz çocuklar kendilerine daha fazla zaman ayırabiliyorlar. Bizim okulumuz bir diğer farkı da şudur: Amerikan Kültür Koleji öğrencileri mezuniyetlerindeki diploma ile İngiltere ve Amerika’daki 400'ün üzerinde üniversiteye sınavsız başvuru hakkına sahip oluyorlar. Yani yurtdışında da okumayı seçebiliyorlar. Ben diyorum ki, biz neden Menemen’den Harvard Üniversitesi’ne bir öğrenci göndermeyelim?
Güncelleme Tarihi: 26 Ağustos 2018, 11:25
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER