Öfke karaciğeri, korku böbrekleri, üzüntü akciğeri bozar

Sistem öyle enteresan ki tuzlu mu, yağlı mı diye düşünürsen gerçekten zararını görürsün...

Öfke karaciğeri, korku böbrekleri, üzüntü akciğeri bozar

Prof. Dr. İpek Tokem Ergür: Ne güzel şarkıdır; “Ne yaparsan yap, aşk ile yap...” Diyelim yememem gereken yüksek kalorili bir besini tükettim... ‘Şifa olsun’ diyorum. Sistem öyle enteresan ki tuzlu mu, yağlı mı diye düşünürsen gerçekten zararını görürsün...

Batı Tıbbı’nın yanı sıra geleneksel Çin Tıbbı eğitimleri de alan Prof. Dr. İpek Tokem Ergür’ü dinlerken, içimden, ‘Her hastaya senden bir tane lazım’ dedim. Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde derslere giren, hasta bakan, haftanın bir günü Kıbrıs’ta Girne Üniversitesi’nde hocalık yapan, onlarca sivil toplum kuruluşunda aktif olarak çalışan, günde üç saat uyuyup, beş kilometre koşan, dikiş dikerek dinlenen, evli, üç çocuklu bu şahane kadını mutlaka tanımak gerekir.

Kimdir Prof. Dr. İpek Tokem Ergür?

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni 1991’de bitirdim... Yine aynı fakültede Anatomi Ana Bilim Dalı’nda doktora yaptım. Anatomi hiç kimsenin istemediği bir bölüm... Çünkü çok zor... Sırf ezbere dayalı ve Latince konuşuyorsunuz... Ama çok sevdim... Bütün kariyerimi bu dalda yaptım. Çocuklukta bir problemim vardı... Ağzımda, yüzümde uçuklar çıkardı o kadar arttı ki ailem Ege Üniversitesi’ne akapunktur yapan bir doktora götürdü. 40 yıl önceden sözediyorum... Önce doktora aşık oldum, sonra akupunktura... Bana bir balmumu heykel üzerine iğneler batırtıyordu... İşte o zaman doktor olmaya karar verdim. Profesörlüğe kadar geldim ama ben başka şeyler daha yapmak istedim. Yedi Tepe Üniversitesi’nde tıpkı bir ihtisas gibi akapunktur eğitimi aldım... Akupunktur uzmanı oldum.

Akapunktur alternatif tıp mıdır?

Eskiden adına alternatif tıp deniyordu ama artık tüm dünyada tamamlayıcı tıp olarak kabul görüyor. Batı tıbbı muhteşem... Kanıta dayalı herşeyi biz kabul ediyoruz... Ama akupunkturun da bin yıllık bir tarihi var. Beş bin yıl önce Çin’de insanlar bunu kullanmışlar, iğneler yok iken balık kılçıklarıyla yapmışlar...



Hangi hastalıkların tedavisinde kullanılıyor?

Dünya Sağlık Örgütü’nün vermiş olduğu listede 300 tane hastalık var. Mesela onkoloji tedavisi olan hastalara uygulandığında bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Geleneksel Çin tıbbına göre insanın sağ ve sol tarafında 12’şer meridyen var... Bu meridyenlerin hepsinde bir enerji dolaşıyor... Bu enerji yaşadıklarımıza bağlı olarak blokajlara maruz kalabiliyor. Enerjinin yavaşlaması ve çok hızlanması hastalıkları meydana getiriyor... Akupunktur aslında hastalıkları tedavi etmiyor, dengeyi sağlıyor... Enerji düzgün bir şekilde aktığı zaman zaten hastalık olmuyor... Batı tıbbında hastalıkları giderici herşeyi yapıyoruz... Ama asıl orijine inmiyoruz... Mesela akupunkturda karaciğer meridyeni öfke ile ilgili... Enerjisi yüksek ise hemen karşımızdakine soruyoruz, neden öfkelisin diye... Gözlerle ilgili bir sorun olduğunda da karaciğer meridyeninin noktalarını iğneliyoruz... Bedenimizdeki tüm hücreler sürekli olarak bir elektrik akımıyla çalışıyor... Trilyonlarca hücre uyarılıyor, muhteşem bir yapı... İşte Çin tıbbı diyor ki enerji dolaşımı düzgün olmalı. Akupunktur ile kilo verebilirsiniz, sigarayı bırakabilirsiniz. Ağrıyla ilgili her bölgede etkili. Cinsel gücü arttırıcı etkisi var.
Aynı zamanda bir psikoterapistsin...
İnsan bedeni muhteşem bir makine... Hiçbir laboratuvarda kimyasal işlemlerle oluşturulamaz. Hastalarıma hep diyorum; o kadar özel o kadar eşsissiniz ki....Kendinizi değersiz hissetmeyin.... Ama bunun sadece bir makine olmadığına yıllar sonra karar verdim... Bu bir arabaysa bunu bir kullanan var... Böyle olunca benim psikoterapi hayatım başladı... İstanbul’da Psikoterapi Enistitüsü’nde dört yıl eğitim aldım. Bazen kişinin davranışlarını değiştirerek, bazen düşüncelerini yeniden yapılandırarak, bazen geçmişe giderek çocukluktan kalma travmalarını ona tekrar yaşatarak bazen de varoluşunun temel kaidelerini ona hatırlatarak çözüm buluyoruz.

Ne problemim olmali ki psikoterapistin kapısını çalayım?

Mesela elimde değil çok agresifim, her şeye kızıyorum, sinirleniyorum, neden olduğunu çözemiyorum diyebilirsin... Ya da her sabah kalkıyorsn evin var, aşın var, çoluğun çocuğun var ama göğsünde sanki bir şey oturuyor, huzursuzsun. Bunların hepsinin çok derinlerde bir anlamı var... Bizler olayların hepsini unuturuz, ama olayların bize yaşattığı duygular var. Bizi olumsuz eden duygu ise, sistem bu duyguyu kapsül içine alıp, bilinç dışına taşıyor.... Bazen o kapsül herhangi bir nedenden dolayı küçük çatlaklara maruz kalıyor.... O çatlak olduğunda da içinden duygu fışkırıyor...

Kökeni psikolojik olan fiziksel ağrılar mümkün mü?

Omuzda, sırtta, kolda, başta olan fibromiyalji dediğimiz ağrılar var. Hepsinin nedeni psikolojik... Hayatın tüm yükünü omuzlarına alıp bunu herhangi bir şekilde bir bir yere aktarmazsanız gerginlik ve anksiyete yüzünden beden enerjileri bozulur.


Miyom sizi mutsuz eden erkekle ilgilidir


Hayatlar eskisi gibi basit değil... Çok yoğunuz, stresliyiz, bu durum hastalıkların artışını tetikliyor mu?
Batı tıp kimliğimle şunu diyebilirim; stres olduğu andan itibaren sistem bozulur. Çin tıbbı kimliğimle ise; örneğin öfke karaciğeri, korku böbrekleri, üzüntü, ağlama akciğeri, kaygı, endişe dalak meridyenini bozuyor. Çin tıbbı eğer rahimde bir şeyler var ise o karşınıza çıkan erkeklerle ilgilidir der. Mesela miyomlar bir dönem hayatınıza giren ve sizi mutsuz eden erkekler ile ilgilidir diyor.

Eskiden kanser bu kadar sık görülmüyordu... Artışın nedeni nedir?

Eskiden tanı konmuyordu. İnsanlar ölüyordu ama neden olduğu bilinmiyordu... Coğrafya olarak zamanında kötü olaylara maruz kaldık... Nükleer patlamalara... Hepimizin genetiği acayip bozuldu... Şu anda bu kadar insanda tiroit kanseri olması mümkün mü... Sokaktaki dört kadından ikisi tiroit kanseri... Memeyi yumurtalığı söylemiyorum bile... Bir diğer neden yediğimiz içtiğimiz besinler. 1930’lu yıllarda dünyada gerçek bildiğimiz buğday bitmiş. Şimdi zorlamayla üretilen buğdayı yiyoruz. O yüzden kilo alıyoruz o yüzden buğdaj alerjisi oluyoruz. Hiçbir şeyin gerçeğini yemiyoruz...

Sen nasıl besleniyorsun... Bize neler önerirsin?

Mümkün olduğu kadar alkali şeyleri almak gerekir. En alkali şey çim ama çim yemeyeceğimize göre brokoli, maydanoz tüketelim. Sosisler, sucuklar, salamlardan uzak duralım. İlaçların asidik özelliği var. Bunu regüle etmeliyiz. Hastalarıma limonlu su öneriyorum. Bir litre suyun üçüne 20 damla limon sıkıp gün içinde aralıklara tüketilmesinde fayda var. Bu tam bir antioksidan, bedeninizi temizliyor. En önemlisi de, adam ne güzel şarkı yapmış: “Ne yaparsan yap aşk ile yap...” Birşeyi yediğinde aman bu zararlı, fazla mı tuzlu, fazla mı yağlı diye düşünme... Sistem o kadar ilginç ki öyle düşünürsen gerçekten zararını görürsün. Diyelim ki yememem gerekiyor, çok yüksek kalorisi var... Şifa olsun deyip yiyorum. 50 yaşımı bitirdim hayat deneyimim budur. Çok fazla et tüketmiyorum, eti pek sevmiyorum... Belki bunun bir avantajı var... Et azot salınımı yapıyor... Barsaklar çalışmıyor... Haftada dört beş kez balık yiyorum. Giritli’yim ot çok seviyorum... Alayım bıçağımı elime çuvalla arapsaçı toplayım... Kahvaltıda dahil ot yiyebilirim... Mümkün olduğunca şu andaki tavuk etlerinden uzak duruyorum.

Bunca yoğunluğun arasında nasıl dinleniyorsun?

Dikiş dikerek... Eskiden gece kıyafetlerimi kendim diker, işlerini komple kendim yapardım... Düzenli spor yapıyorum. Her gün mutlaka beş kilometre yürüyorum. Spor salonunda aletler arasında ordan oraya atlayan çocuklar gibi eğleniyorum. Kimsenin buyruğu altına girmeyi sevmediğim için neyi ne kadar yapacağıma ben karar veriyorum. Eğlenerek, severek yaptığın herşey senin için süreklilik haline geliyor ve bu da bedenine yansıyor...



Aynı zamanda eşsin, üç çocuklu bir annesin... Her şeye nasıl yetişebiliyorsun?

Çok fazla uyumuyorum... Üç saat... Bundan da rahatsızlık hissetmiyorum. Çok şükür çocuklarım da beni üzmeyen çocuklar oldu... Sürekli onlara verici bir anne olamadım... Dört ayrı aile tipi var... Otoriter ailelerin çocuğundan birşey olmaz.. Narsist olur, kişilik bozukluğu vardır. Verici ailelerin çocukları optimal kırılmaları yaşamadığı için gerçek hayatta sürekli ters yüz olur, depresiftir .İlgisiz ailenin çocuğu asosyal olur... Bir de demokratık aile vardır... Çocuk kırılmaları da yaşayacaktır... Çocuklarıma hep derim; hayat sizin hayatınız tırmalayarak bir yerlere geleceksiniz ama bilin ki sağınızda, solunuzda, arkanızda, ruhunuzda her zaman ben varım.

Aile terapisti olarak sence boşanmaların en büyük nedeni nedir?

Sadakatsizlik.. Çünkü insanlar artık bir tuşla herkese ulaşabiliyor. Dünyanın bir ucundaki insanla sanayiler içinde iletişim kurulabiliyor. Teknoloji insanlığı çok değiştirdi.
Güncelleme Tarihi: 02 Nisan 2018, 10:45
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner15