banner19

'Kadınlar Şiir Kokar'

Gazeteci Yazar Aydan Tuncayengin’in cesur şiirlerinden oluşan ilk şiir kitabı “Kadınlar Şiir Kokar” ismiyle yayınlandı.

'Kadınlar Şiir Kokar'

Röpoprtaj / Sinan Keskin

Gazeteci Yazar Aydan Tuncayengin’in cesur şiirlerinden oluşan ilk şiir kitabı “Kadınlar Şiir Kokar” ismiyle yayınlandı. Şiir serüvenine 1982’de başlayan Aydan Tuncayengin’in, “Kadınlar Şiir Kokar” kitabında yer alan şiirlerde aşk, umut, öfke, bekleyiş, suç, ceza, deniz, güneş, özlem, yağmur, direnme, bulut, çığlık, mavi ve başkaldırış var.

“Şiir yazarken çırılçıplak olurum. Şiir de çırılçıplak olmalı!” diyen Aydan Tuncayengin ile “Kadınlar Şiir Kokar” kitabını, patlamaya hazır imgesel bombaya benzettiği şiirlerini konuştum.

Şiir kitabının serüveni nasıl başladı?
Hamdım, oldum, oluyorum… İşte şiir serüvenimin başladığı “Kadınlar Şiir Kokar” kitabım! Kitabım 18 yaşımda başladığım şiirle olan yolculuğumda nereden nereye geldiğimin çıktısıdır/sonucudur. 1982’den 2017’ye kadar şiir arşivimden seçkiler yer almakta. Coşkulu duygularımın zirvesinde olduğum zamanlarımın, gelişen, değişen, farklılaşan Aydan’ın izlerini taşıyor şiirlerim.

Şiir senin için ne ifade ediyor?
Şiir yazarken ruhum dans eder, çırılçıplak olurum. Şiir de çırılçıplak olmalı…
Şiir yazmak şiirin içinde olmaktır. Aslında şiir öyle bir büyüdür ki, öyle bir güzelliği, öyle bir yüksekliği vardır ki uyaklı dizelerin. Şiir kitabının ticari meta olup olmaması da aslında önemli değil; şiirin kendisi yaşamdır, aşktır, her şeydir, metalaşmaya muhtaç değildir. Nasıl ki ayrılık sevdaya dâhilse şiir yazmak da şiire dâhildir. Şiir de sabır ve coşkuyla akar gider. Şiir, dizelere sıkıştırılmış bazen patlamaya hazır bir bomba, yüksek enerji, bazen sığındığınız liman bazen bir yol arkadaşıdır. Şiir patlayacak duyguların sesidir.

Şiir bir direnmedir, sistemi, düzeni, egemenleri korkutan sessiz çatışmadır. Şiir hem haz, hem derinlik, hem sonsuz bir bağımsızlık, bağsızlık, hem çok ince bir denge, hem de bir iç düzendir.

Kitaptaki şiirleri nasıl tanımlarsın?
“Kadınlar Şiir Kokar” kitabım hayatımın gerçekçi bir parçası! İçinde aşk var, umut var, öfke var, bekleyiş var, suçlarım var, güneş var, deniz var, özlemek var, yağmur var, direnme var, bulut var, çığlık var, mavi var, başkaldırış var. Duygu yüklü, maskesiz yaşamlarıyla, cesur bir kitap! Kadınların şiir koktuğu izler var!

Neden 'iyi şairler hep erkektir' denir? Neden kadın şair sayımız az? Kadın şairlerin kitapları yeterince satılıyor mu?
Ben bu tarz soruların içindeki yaklaşımlara katılmıyorum. Kimi kadın vardır, şiir yazar. Kimi kadın vardır şiir yazdırır. Şiir yazdırmak da şiirin ta kendisidir. Erkek şaire şiir yazdıran da kadındır. Cemal Süreya da “Sen vardın içimde sadece, Ben içimi döktüm” der kendisine şiir yazdıran kadına.
Erkek egemen şiir ortamı, dönemin sosyal yapısı ve erkek egemenliğinde köklü bir geleneğe sahip şiir anlayışının varlığı göz önüne alındığında, kadın şair olmak, ateşten gömlek giymeye talip olmak gibidir…
Yüzyıllar boyunca en güzel örneklerini bulan Türk şiirinde, kadın şairlerin yeri meselesi de giderek daha fazla dikkat çeken bir konu haline gelmiştir.
Kadınlar, tarihsel süreç içinde toplumsal haklarını kazandıkları ölçüde, hayatın diğer alanlarında olduğu gibi sanatta da varlıklarını daha fazla ortaya koyma imkânı bulmuşlardır.
Kadın şairlerimize, yeterince yer verilmemiş, verilse de kalıplaşmış ifadeler ya da üstü örtülü bir alay içeren ifadelere maruz bırakılmışlardır.
Erkek sanatçıların kıskançlıklarına da maruz kalmışlardır. Bununla birlikte çoğu şair ve yazar kadınlar dönemin koşullarından çekinerek gerçek kimliklerini gizleyerek erkek ismi kullanmışlardır.
Kadın şairlerin çoğunluğunun daha çok erkek meslektaşlarına özendiği ifade edilse de erkek egemen üslubu kullanarak şiirler yazdıklarını ve bu durumun onları bir kadın üslubu oluşturmaktan uzaklaştırdığı konusuna katılmıyorum.
Kadın şairlerin kendilerini egemen şiir ortamında kabul ettirmesi konusunda benim endişem yok, olmayacak da!
Bugüne kadar antolojilerden başlayarak yapılan çalışmaları kimin hangi zihniyetle ve cinsiyetle yaptığına, hangi cinsin baskın ve egemen olduğuna bakmak gerekiyor.
Kadın şairin varlığını ne ölçüde ortaya koyabildiğine bakarken, kadının toplumda ne kadar var olabildiğine de bakmak gerekir. Kendilerini özgürce ifade etmeleri, yaşam ve düşünce bağımsızlığı için kadınların ekonomik sefaletten kurtulması gerekiyor.

Örnek aldığın şairler var mı? Kadın ya da erkek...
Unutturulan kadın Suat Derviş güçlü bir kadındı. Birçokları ağzını açmaktan, kalemini oynatmaktan korkarken ömrünün sonuna kadar faşizmin karşısında durmuştur. Güçlü kadınları severim. Yaşama kafa tutan mücadeleci kadınları daha çok severim. Nâzım Hikmet’e “Ağlasa da gizliyor gözlerinin yaşını; / Bir kere eğemedim bu kadının başını” mısralarını yazdıracak kadar güçlü bir kadın...
Suat Derviş'i bir kadın ve bir yazar olarak, tek başına, ayakta ve onurlu duruşunu, hayattaki duruşuma, mücadeleme benzetirim. Ben de onun gibi hep Türk kadınlarını bir araya toplamak, onların düşünce ve eylem birliğini kurarak halk kitleleri içinde, kadınların şerefli birer öncü durumuna gelmelerini sağlamak istiyorum.
Değerli emekçi kadın şairlerimizden Gülten Akın, Nilgün Marmara, Didem Madak, Sennur Sezer, Birhan Keskin, Türkan İldeniz, Lale Müldür ve Umay Umay’ın şiirlerinde yaşam mücadelelerinden direnen izler bulursunuz. Ve bu direnişin geleceğini Günseli İnal “Bir toplumda kadın şairin varlığı, o toplumun ilerleme ve uygarlık düzeyi göstergesidir” şeklinde ifade eder…
Toplumsal olarak kadın duyarlılığı önemlidir. Erkek şairlerimizden Sabahattin Ali, Nazım Hikmet, Orhan Veli, Şükrü Erbaş, Cemal Süreya, Ahmed Arif, Turgut Uyar, Can Yücel, Ataol Behramoğlu, Özdemir Asaf, Atilla İlhan, vb. birçok toplumsal gerçekçi şairler… Yabancı şairlerden Pablo Neruda “seni sevdiğimi göreceksin sevmediğim zaman” William Shakespeare “inandıramaz aynam yaşlandığıma beni” der. Ah o kırışıklıklar, kırışıklıklar… Yorgo Seferis’i de lirizm yüklü şiirleri ile unutmamak gerek “hayatın sen ne verdiysen odur” der.. ve yaşam devam eder, büyümemiş bir çocukta yitirdiğini sandığın şeyleri bulduğunda...

Genel olarak edebiyatımızın bulunduğu noktayı nasıl değerlendiriyorsun?
Kadınlarımız Atatürk’ün de dediği gibi milletin hakiki anası olmak istiyorlarsa, erkeklerimizden daha münevver olmalıdırlar. Günümüzde geldiğimiz noktaya bakarsak, edebiyatın erkek-egemen marjinal, başarısız ve etkisiz olduğu günlerden, kadın ve erkek yazarın aynı şekilde evrensel olabileceği anlayışa gelindi. Kalemin erkekliği temsil ettiği günlerden, sayfanın kadın yaratıcılığını temsil ettiği günlerdeyiz. Kadın donatıldığı mahremiyetinden sıyrıldı. Kadın her meslekte, her alanda, her yerde amazonluğunu konuşturuyor… Yeterli miyiz, değiliz. Daha çok kadın, daha çok başkaldırı, daha çok şiir lazım…
Edebiyat yaşlanıyor. Genç söyleşilere ihtiyacımız var. Çocuklar ve gençler edebiyatla buluşturulmalı. Türk edebiyatının geleceğini inşa etmek istiyorsak köklerimizden beslenmemiz gerekiyor. Önemli olan gençleri gençlerle buluşturmak ve ustaların izlerine dokunmalarını sağlamak… Gençlerin yaşayan ve kendi göz hizalarındaki şair ve yazarlarla tanışması çok önemlidir.
Her şairin Nâzım veya diğerleri gibi olmasını beklemek haksızlıktır. Her şair, her şiir kendi içinde kucaklanmış bir dünyadır.
Şiir okumalıyız. Okuyarak, düşünerek şiiri anlayabiliriz. Şiirin mısraları, anlatımlarının ardındaki esrarı çözebilecek hale gelmeliyiz. Şairi anlamak için şiir sevmeliyiz. Şiir kitapları alalım, şiirsiz kalmayalım!

Güncelleme Tarihi: 14 Ocak 2019, 12:02
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner15