banner31

“Bireysel tarihimin birikmiş tortuları”

Feridun Balcı: İster cennetten kovulduğunuza, ister varoluşsal bakışla bu dünyaya itildiğinize inanın yaşamı sürdürmek sancılı bir süreç.

“Bireysel tarihimin birikmiş tortuları”

Röportaj/ Sinan KESKİN

Müzakere ve akran arabluculuğu alanında yaptığı çalışmalarla tanınan eğitimci yazar Feridun Balcı, bir ay arayla çıkan iki kitabıyla edebiyat dünyasına hızlı bir giriş yaptı. Bir devlet okulunda feslsefe öğretmenliği yapan ve yaklaşık 13 yıldır akran arabuluculuğu ve müzakere üzerine yaptığı akademik çalışmalar ve uygulamalarla tanınan Feridun Balcı, uzun yılların birikimi olan şiirlerini Düşeyazdım kitabında topladı. Yine uzun zamandır üzerinde çalıştığı romanı Kendi Ruhuna Düşen Divane'yi de aynı dönemde tamamlayan Balcı, eğitimciliğinin yanı sıra şiir ve romanda da iddialı olduğunu gösterdi.

Akran arabuluculuğu alanında yaptığı çalışmalarla görev yaptığı okulda fiziksel ve sözel şiddet olaylarında yaklaşık yüzde 95 oranında bir azalma sağlayan, verdiği eğitici eğitimleri ile bu yöntemin diğer okullarda da uygulanmasının yolunu açan, bir yandan da edebiyat alanında üretmeye devam eden Feridun Balcı ile Kendi Ruhuna Düşen Divane ve Düşeyazdım kitapları üzerine konuştuk.

Son dönemde arka arkaya iki kitabınız yayınlandı. Bu bir tercih miydi?

Bir tercih değildi, şiir kitabı on sekiz yılın birikmiş şiirlerini kapsıyor. Divane ise beş yıldır üzerinde çalıştığım bir roman. Kasım ayı belki de benim için bereketli bir ay, dört kitabım kasım ayında yayınlandı. Akran Arabuluculuk Öğrenci Etkinlik Kitabı 2013 Kasımında, Okulda Arabuluculuk 2017 Kasımında ve şimdi Düşeyazdım ve Kendi Ruhuna Düşen Divane 2018 Kasımında yayınlandı.

Kitapların yazılma süreçleri nasıl oldu? Sanırım uzun yılların birikimi var.

Sanatı, gerçekliği yeniden kurarak insanın yaşama katlanabilmesinin kolaylaştırıcısı olarak tanımlıyorum. İster cennetten kovulduğunuza, ister varoluşsal bakışla bu dünyaya itildiğinize inanın yaşamı sürdürmek sancılı bir süreç. İçinizde biriktirdiğiniz duyguları dışarı taşırmak, yüreğinizdeki tortuları temizlemek istiyorsunuz. Yıllar geçiyor bir kenarda şiirler birikiyor. “Düşeyazdım” belki de bireysel tarihimin birikmiş tortularıdır.

Divane'de ne anlatıyorsunuz?

“Divane”ye gelince, insanlık toprağa yerleşip yaşam araçlarını mülk edindiği günden bu yana “altın çağı” arayıp durmuş. Çatışmaların, savaşların, adaletsizliklerin olmadığı özgür bir yaşamı aramış. Yabancılaşmanın en can acıtan yıllarını yaşıyoruz; insan insandan, doğadan, kendisinden, sevdadan uzak düştü; düşmeye devam ediyor. Bu durum yüreğimizi yaktıkça geleceğe dair pirüpak hayaller kurarak tutunmaya çalışıyoruz yaşama. Yazmak, teselli ediyor sanırım; belki hepimizin temiz hayalleri yazmaya, okumaya tarihin her döneminden daha çok şimdi ihtiyacı var. Divane’de doğu kıtasında yaşayanlar yabancılaşmayı aşmak adına elektriğin olmadığı döneme geri dönüyorlar. Batı kıtası ise bilim ve teknolojide çok gelişiyor, başarıları ise yurttaşların duygularının yok edilmesine dayanıyor. Her iki kıtanın kendi içindeki çelişkileri anlatılıyor. Ve hayallerimizi sığdırmaya çalıştığımız “Ara Dünya” yı anlatarak bitiyor roman.

Kendinizi şair olarak mı roman yazarı olarak mı tanımlarsınız?

Şair olmak kolay bir varoluş değil, şairim diyebilmek zor. Kendini yok etmeden, şiirin içinde kaybolmadan, yıkılıp yeniden inşa olmadan şair olmak çok kolay değil. Şiir yazmak için şair olunmaz, şairsindir şiirden başka çaren kalmamıştır. Bir dostum şöyle demişti, “Kitabı yayınlanan herkes şair değildir.” doğru da söylemişti. Kitabı yayınlanan herkes şair olsaydı ehliyetler de araba kullanırdı. Yazdığım şiirlerin içinde severek okuduklarım var, kimin şair olduğuna okuyucu ve güvenilir eleştirmen karar verecek. Romancı der miyim kendime, sanırım çok iddialı olur; ilk romanım “Divane”, bekleyip görmek gerekir. Belki kendime yazar diyebilirim.

Uzun yıllardır akran arabuluculuğu üzerine çalışıyorsunuz. Romanınızda bunun izleri var mı?

Müzakere ve Arabuluculuk diyalektik bir süreçtir. Anlaşmazlık yaşadığınız kişi sizin antitezinizdir, doğal olarak savaş başlar. Çatışma kötü bir olgu değildir, yeter ki süreci diyalektik yönetin. “Hiçbir müzakerede taraflar masadan kalkarken oturdukları kişiler değildirler” diyor Habermas” Tarafların bakış açıları az ya da çok değişmiş ve gelişmiştir. Çatışma olmadan gelişme olmaz, bununla birlikte sonunda sentezi (Kazan-Kazan) hedeflemeyen her çatışma yıkıcı sonuçlar ortaya çıkarır. Romana gelince, her roman çatışmalar üzerine kurulur. Okuyucu yaşanan çatışmaların bir tarafı olarak maceraya katılır. On üç yıllık arabuluculuk macerası, yaptığımız binlerce arabuluculuk, bende çatışmalar ve sentezleri üzerine bir hayli bilgi ve deneyim biriktirdi. Sanırım romanda bunun etkisi hissedilecektir.

Kitaplarınıza isim bulmakta zorlandığınızı biliyoruz, ilk kitabınızın adı "Adını Arayan Kitap", yine zorlandınız mı?

İlk kitabıma isim bulamayınca "Adını Arayan Kitap" deyip çıkmıştım işin içinden. Şiir kitabına isim bulmaya çalışıyorduk, editörüm Nesrin Aras Öztürk'le. Bana bir kaç isim önerdi, isimleri düşünürken kitap kapağındaki şiiri yazıverdim. Şiirin başlığı kitabın adı oldu. Divane'ye dört yıl isim aradım, sonunda buldum, ancak bu defa da internet satış noktalarının birinde kitabın tanıtım yazısında isim yanlış yazılmıştı; "Kendi Ruhuna Düşen Virane"

İlk gördüğümde bir dostum ile paylaştım bu yanlışlığı, biraz düşündükten sonra; dostum "Fena değil, ikinci baskıda düşünebilirsin bu ismi" dedi. Gerçekten de romandaki Divane kahramanı viran olmuş bir karakteri anlatıyor. Okuyucu hangisini seçerse onu kullanırız diye düşünüyorum. Yanlışlığı düzeltmek için bir adım atmadım. Son olarak Siyah-Beyaz Yayınları'na değerli dostum Murat Kaplan'a, Ayata Yayınları'na Bekir Öztürk Hoca'ma; bu süreçte kitapların varoluş sürecine emek veren tüm dostlarıma minnet duygumu ifade etmek isterim.

Düşeyazdım kitabından

düş
k(c)oştu peşinden aşkın
deli divane
tuttu sarmaladı
kesildi nefesi
gözleri kapalıydı
bir daha koştu
bir daha …
bir ...

Divane

Yaşadığımız dünyanın çok dışında, bambaşka bir dünya ve bambaşka bir gerçeklik... İdeal yaşama engel olacağı düşüncesiyle duyguları körleştirilmiş insanlar. Yapay zekâ ile robotikleşmiş kahramanlar. Bilim ve teknolojinin sınırlarını zorlayan bir dünya Batı kıtası...

Bilimi ve teknolojiyi reddeden, bir yandan doğanın bir parçası olmaya çalışan kahramanlar, bir yandan savaşlar, aldatmacalar ve fantastik unsurlarla derinleşmiş bir Doğu kıtası...

Ve ara dünya. Savaşların olmadığı, insani duygularla yaşayanların varlığına inanıldığı... Olabilir mi?

Çok katmanlı, hikâye içinde hikâye, roman içinde roman okuyacağınız, olmayan bir zamanda kaybolacağınız bir evren ile karşı karşıyasınız...

Elinizdeki kitap bir kapı, bir geçit, dipsiz bir kuyu. Düşmeye, geçmeye, girmeye hazır mısınız?

Güncelleme Tarihi: 04 Şubat 2019, 10:28
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER