Kısa filmler içinde film

Otuzbeslik.com ve Birikim Atölyesi'nin geçtiğimiz günlerde 10'uncusunu düzenlediği "Alternatif Kısa" gösteriminde yaşadıklarım, bir başka filme konu olacak nitelikteydi.

Kısa filmler içinde film

İzlenim / Gökmen Küçüktaşdemir

İzmir'de Uluslararası Kısa Film Festivali'ni saymazsak, kısa filme gönül vermiş sinemacıları ve sinemaseverleri bir araya getiren birkaç etkinlik var. Bunlardan biri de Otuzbeslik.com ve Birikim Atölyesi'nin geçtiğimiz günlerde 10'uncusunu düzenlediği "Alternatif Kısa"... Ben kısa film izlemeyi seviyorum. Festivalleri ve özel seçkileri kaçırmamaya çalışıyorum. Bu filmleri çeken yönetmenlerin pek çoğu sinema sektöründe kariyer yapmayı amaçlayan gençlerden oluşuyor. Onların filmlerini izlerken farklı bakış açılarını görüyor, gelişimlerini izliyor ve düşük bütçelerle sergilenen yaratıcılık süreçlerine tanık oluyorsunuz. Her seferinde karşımıza farklı bir seçki ile çıkan Alternatif Kısa ekibinin son olarak işlediği konu, erkek modeli ve erkeklik kavramı üzerineydi. Elbette kadınlar unutulmamıştı. Onlar da bir önceki seçkinin konusuydu. Fransız Kültür Merkezi'nde yapılan gösterimde yine dört kısa film izlendi ve her filmden sonra yönetmenleriyle sohbet edildi. Benim için son yapılan etkinliğin diğerlerinden iki farklı ve önemli noktası vardı. Bunlardan biri salonun en arkasındaki koltuklarda yaşananlardı.

Betimleme yapmak

Ne olduğunu anlatmadan önce size birkaç sorum var. Bunlardan biri çevrenizde görme engelli bir kimse var mı? Bugüne kadar böyle bir bireyle zaman geçirdiniz mi? Ve son soru: Sizce engelli bireylerle yaşamayı biliyor muyuz? Sondan başlıyorum... Bilmiyoruz!

Alın size bir film konusu... Salonda yerim alırken isimlerini sonradan öğrendiğim Dokuz Eylül Üniversitesi Tarih Bölümü mezunu görme engelli Yusuf Ak ve Animasyon Yönetmeni Emre Tekel'in arkamdaki koltuklara oturduğunu görmüştüm. Filmler perdeye yansıdıkça Emre, Yusuf'un kulağına eğilmiş filmleri betimliyordu... Yani beyaz perdeye yansıyanları anlatıyordu. Bu deneyimi ilk kez yaşayan Emre sonra yaptığımız konuşmada hissettiklerini anlatırken zorlandığını ama çok özel bir deneyim yaşadığını söyledi ve "Kendimi, daha önce bir film izlerken dikkat etmediğim ayrıntıları anlatırken buldum. Bunları belleğime kazıdığımı fark ettim. Bir daha bu filmleri unutabileceğimi sanmıyorum. Ayrıca kendimi Yusuf'un yerine koyabildim" dedi. Ben de Emre gibi etkinlik bittikten sonra koluma girip benimle dakikalarca yürüyen ve sohbet eden Yusuf ile aynı duyguyu yaşadım. Kaldırımların yüksekliğinin önemini, yerdeki sarı çizgilerin faydasını bir kez daha anlarken belediyenin kent içindeki kimi kusurları yüzünden benim yüzüm kızardı. Ve asıl üzüldüğüm nokta ise sinema salonunda betimleme yapan Emre'yi rahatsız oluyorum diye susturmak isteyen hemen önlerindeki koltuktaki tanımadığım bir kişi oldu. Oysa biz toplumsal bir sorunu görmek, irdelemek ve konuşmak için orda değil miydik? Konuşmalar; beni, onların yanlarındakileri ve başkalarını rahatsız etmemişken bir beyefendiyi rahatsız etti. Salonda boş koltuklardan birine gidip oturmak yerine görmeyen bir arkadaşımızı daha çok karanlığın içine doğru itti. Bunu her gün kaç kişiye daha yaptığımızın farkında mısınız? Toplu taşıma araçlarında sesli uyarı sisteminden rahatsız olup onları kapatılmasını isteyenler, acaba kendi zihinlerine ve vicdanlarına koydukları engellerin farkındalar mı?

1 milyar engelli birey var

Dünyada 1 milyar engelli birey yaşıyor. Bunun 5 milyonu Türkiye'de. Türkiye'de Sosyal Güvenlik Kurumu verilerine göre, yaklaşık 220 bin kişinin görme engeli var. Her bin kişiden üçünde görme engeli bulunuyor. Dünyanın geneline baktığınızda ise bu sayı 40 milyon.

"Engellilerin bir birey olarak görülmesi ve kabul edilmesi gerekli" diyen Yusuf Ak, "Engellilerin film izlemesi için özel etkinlikler yapılması gerekiyor diye bir mantık oluşmamalı. Birlikte yaşamaya alışmalıyız" diyor. Biz medya mensupları, belediyeler ve çeşitli kurumlar sadece Engelliler Günü ve haftasında böyle konuları konuşuruz. Sonrasında mutlaka konuşulacak, yazılacak başka şeyler oluyor. Oysa, engelliler yaşamaya devam etmekte. Yusuf'la hem yürüyüp hem sohbet ederken başka bir konudan bahsetti. Geçtiğimiz günlerde kan vermek için Kızılay'a gittiğini, yanında annesi ve babası olmadığı için kendisinden kan alınmadığını anlattı ve şunları söyledi: "Ailemin Adana'da olduğunu söylesem de kanımı almadılar. Bu olay gazetelere yansıyınca, 'Gelin bir çayımızı için' diyerek sözde özür dilediler. Ama ben bundan sonra bir engellinin aynı şeyi yaşayabileceğini düşünerek yazılı bir özür istedim kendilerinden. Bu olayın ardından Kızılay Müdürü basına, nüfus cüzdanım olmadığı için benden kan alınmadığını söyledi ve ertesi gün de beni kan vermem için davet etti. Ben de kendisine o an yanımda nüfus cüzdanımın olduğunu ve araştırmadan neden böyle bir açıklama yaptığını sordum. Bu bilgiyi kendisine personelinin verdiğini söyledi. Sonra bana, 'Senden basın önünde özür dileyeceğim' dedi ama dilemedi. Bunun yerine bir engelliler derneğini yanına alarak onun başkanına 'Kızılay Kan Merkezi'nin misafirperverliğinden dolayı çok mutluyuz. Kendilerine teşekkür ediyoruz' dedirtti."

Yusuf kendi hakkını ve diğerlerinin hakkını arayanlardan... Bunu yapmayan ya da yapamayan o kadar çok insan var ki! Yusuf'un dikkatini çeken güzel bir şeyden bahsederek bu konuya bir nokta koyalım. Otuzbeşlik.com adlı web sitesini takip ediyorsanız mutlaka görmüşsünüzdür. Orada kullanılan fotoğraflar görme engelliler için betimleniyor. Böylece telefonlarındaki uygulamayla yazıları okuyan görme engelliler, kullanılan fotoğrafların içeriğine de vakıf oluyor. Ayrıca hemen belirtelim Turkcell hafta bir kez vizyondaki bir filmi betimlenmiş haliyle gösteriyor ama daha fazla film için daha fazla bütçe gerektiğinden tek filmle kalıyorlar. Televizyonda ise Kanal D ve TRT dışındaki kanallar engelliler için betimleme yaparken Fox TV alt yazı geçerken diğerleri buna önem vermiyor.

Gelelim ikinci önemli noktaya. Bu gösterimde beni etkileyen iki önemli film oldu. Bunlardan biri belgesel olarak Çağatay Çelikbaş tarafından hazırlanan Aktör'dü. Bir gün sonra yaşamının 78 yılını sanata adayan Münir Özkul'u kaybedeceğimizden habersiz, "Aktör" belgeselinde birçok başarılı işe imza atan bir başka değerli ustayı Tuncel Kurtiz'i andık. Ve çok iyi bir oyuncunun dışında, çok iyi bir insanı kaybettiğimizi bir kez daha anımsadık.

Tunahan Kurt'un çektiği "Kar Kirazı" filmi ise bence sadece bu gösterimin değil pek çoğunun arasında en iyisiydi. Eski, iki metrelik tahta bir kızak, simsiyah asil bir at, ikinci eşinin erkek doğuracağına inanan onu doğuma yetiştirmek için dağ köyünden yola ulaşmaya çalışan bir baba ve bu yolculuğa dâhil olan engelli bir kız çocuğu… Kar kirazı; doğunun en uzak noktasında batıl inançların esir aldığı bir baba ve gördüklerini taklit eden zihinsel engelli kızının yol hikayesi. Tunahan Kurt'tan etkileyici bir film, kendisini tebrik ederim...

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner1