Kış Uykusu

Ovacık Yaylası ve dağ köyleri bu mevsimde sessiz. Yanmış odun kokusu sinmiş duracık yolları sakin. Kapılar sıkı sıkı kapalı. Herkes evine çekilmiş ilkbaharı bekliyor. Kış mevsimlerinde derin vadileri örten sisler size Karadeniz yaylalarında yaşadığınız duygusunu veriyor

Kış Uykusu

Hazırlayan/ Engin YAVUZ

Kahvaltınız bitti. Şimdi bugün ne yapalım, nereye gidelim diye düşünüyorsunuz ama yolculuk gözünüzde büyüyor. Koca bir haftanın tezdüzeliği yetmiyormuş gibi tatil gününde de eve kapanıp kalmak için bahaneler arıyorsunuz. Mevsim de kış... Gökyüzü gri bulutlarla örtülü, az önce şiddetli bir sağanak şehri yıkayıp geçmiş..

Bahaneleri bırakın. Mevsim kış olsa da gezilecek, görülecek o kadar yer var ki ve bugün yolculuğun tam zamanı. Üstelik İzmir’in yanıbaşında, fazla yorulmadan kış mevsiminin de tadını çıkaracağınız öyle harika yerler var ki… Alın boyozunuzu, yumurtanızı, gevreğinizi yanınıza, gelin bu cennet köşelerinden birine, Ovacık’a doğru birlikte yolculuğa çıkalım.

Ovacık'a giderken kent trafiğine girmek yerine Kemalpaşa’ya kadar otoyolu tercih edin, zaman kazanırsınız. Biz de yol arkadaşım Petek'le öyle yaptık. Otoyoldan sonra Kemalpaşa’yı, Örnekköy’ü geride bıraktık. Kahvaltı için Armutlu’da yol kenarındaki havuzlu kahvehanede oturduk. Çok iyi çay demlediklerini söylemeliyim. Ören’den sonra Nif Dağı'ndan gelen suyun coşkuyla aktığı Yiğitler Deresi’nin cazibesine kapıldık, ilk fotoğraf molamızı verdik. Sonbahardan kalan çürümüş çınar yapraklarının toprağı halı gibi örttüğü patikalardan vadinin derinliklerine yürüdük.

Ovacık Yaylası girişi Bağyurdu kasabasından birkaç kilometre sonra. Kemalpaşa’dan sonra henüz fazla dokunulmamış, bozulmamış, meyve ağaçlarının kuşattığı eski Ankara yolunda yolculuk çoğumuzu yıllar öncesine götürse de çok keyif verici. Sağda Ovacık levhasını görünce Çal Dede Dağı’na doğru yöneldik. Ovacık bu sapaktan 13 kilometre ötede. Asfalt ama çok dik, dönemeci bol bir yol… Ve her dönemeçte karşımıza irili, ufaklı şelaleler çıkıyor. Su o kadar bol ki bu kış... Sık sık karşılaştığımız keçi sürülerine yol vererek Sarılar Köyü’nü geride bırakıp bahara hazırlanan narların ve ayva bahçelerinin arasından geçip çam ormanlarına ulaştık.

SİSLER ARASINDA

Size biraz Çal Dede Dağı’ndan söz edeyim. Bu dağ Bağyurdu, Ovacık ve Yenikurudere arasında yer alıyor. Zirvesi 1387 metre. Genellikle yürüyüş tutkunlarının tercih ettiği rotalar burada. Ovacık'tan başlayarak zirveye yapılacak bir yürüyüş, gidiş dönüş yaklaşık 16 kilometreyi buluyor. Zirveden Ovacık ve Yenikurudere köylerini kuşbakışı izlemek mümkün. Kış mevsimlerinde vadileri örten sisler size Karadeniz yaylalarında olduğunuz hissi veriyor.

Dağın zirvesini sağımızda bırakıp yükseldikçe ovada kış kendini iyice hissettiriyor, sıcaklık iyice düşüyor ve artık oksijeni bol yayla havasını solumaya başlıyoruz.

Virajlar bitmiyor ama tırmanışımız bitiyor ve iniş başlarken karşıda, uzakta, vadinin derinliklerinde Ovacık Yaylası’nı görüyoruz. Çam ağaçları yerini yapraksız cevizlere, kestanelere, palamutlara bırakıyor. Vadi kış mevsimini yaşıyor.

KARACALAR VAR

150 kişilik nüfusun, bahçeler içinde dağınık biçimde yaşadığı Ovacık Yaylası aynı zamanda Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından Yaban Hayatı Geliştirme Sahası olarak titizlikle korunuyor. Karaca neslinin çoğalması amacıyla koruma altına alınan alanın genişliği 57.900 dekara ulaşıyor. Yaylada ayrıca 600 yaşında, 20 metre boya, 3 metre çapa, 10 metre çevre genişliğine sahip ve anıt ağaç olarak koruma altına alınmış bir de Anadolu Kestanesi bulunuyor.

Kiraz, üzüm, ceviz ve kestanesiyle ünlü Ovacık köyünün girişinde, asırlık çınarın altında büyük mermer bir çeşme var. Musluklarından dağlardan gelen buz gibi pınar suları akıyor. Çeşmenin üzerinde, "Sinancılar, Ovacık, Kızıloba, Bayındır, Tire, Aydın yolunun hatırası olarak, İzmir Valisi Kazım Paşa tarafından yaptırılmıştır. 19 Kanunu evvel 1932" yazılı. İzmir'in Gazi Mustafa Kemal Atatürk dönemindeki Valisi Kazım Dirik döneminde, İzmir civarında açılan, dağları aşan bu yolların tümünde, o günlerin anısına yaptırılmış birçok çeşme yer alıyor.

Kahvelerimizi kavaklıkların arasına kurulmuş ufacık bir kır lokantasında içerken, lokantının sahibi yaylayı tanıttı bize:

“Burası deniz seviyesinden 900 metre yükseklikte ve Karadeniz yaylalarından hiç farkı yok. Aralık ayında kar düşmeye başlar ve kışın iki ay boyunca yerde hep kar olur. Bu yıl yağmur o kadar boldu ki karları da hızla eritti. Geçen kış kar kalınlığı 1 metreye kadar ulaştı. Karlı günlerde yollar sürekli açık tutulduğu için ulaşım sorunu yaşamıyoruz. Ovacık Yaylası tarım bölgesi ama yüksekte olduğumuz için birçok ürün geç yetişir. Burada kiraz, kara üzüm bir ay geç olgunlaşır. Kestane ile cevizi ekim ayında toplamaya başlarız. Geç de yetişse bizim yaylamızda yetişen ürünler hem çok lezzetli hem de ucuzdur.”

Ovacık ile Bayındır arasında, vadinin kuytularında kalmış, sessiz sedasız Hisarlık, Dereköy ve Ergenli köyleri var. Artık gençlerin göçüp gittiği, küçücük kahvehanelerinde yalnızca yaşlıların sohbet ettiği, gelip geçeni ilgiyle izledikleri, sıcacık karşıladıkları Anadolu köyleri bunlar.

DEREKÖY’DE MOLA

Dereköy Ilıca’da çay molası verdik. Burası Bayındır çevresinde yaşayanların hafta sonunda tercih ettikleri bir köy. Küçük bir caddesi var, meydanı var. Satıcıları var, bir köşede sıcak gözleme yapılıyor. Yapraklarını dökmüş ağaçların arasında çaylarımızı yudumlarken, bir kısmımız köyü keşfe çıkıyor. Bölgenin şifalı sularından yararlanmak isteyenler için Dereköy’ün bir de ılıcası var. Bu arada “bu kadar yol geldik, acıktık” diyenlere de kıyısından coşkulu bir derenin aktığı Mostar Restoran'ı öneriyorum. Burayı Bayındır Belediyesi işletiyor ve her şey çok ucuz...

Güncelleme Tarihi: 30 Ocak 2019, 23:49
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER