Çakıcı'ya güz gelince

Çakıcı'ya güz gelince
Çakırcalı Mehmet Efe döneminde yaptırılan tarihi Çakıcı Köprüsü ile Çıplak Değirmen, hem fotoğrafçıların hem de yürüyüş tutkunlarının uğrak yeri oldu.

Keyifli anılar biriktirmiş olarak döndük İzmir'e... Fotoğraf makinelerimizde hazine gibi sakladığımız yüzlerce kare fotoğrafla…

Kara bulutların örttüğü İzmir alacakaranlıktı... Yağmur varla yok arası... Kenti gürültüsüyle, kargaşasıyla, gerginliği ile geride bırakıp öyle çıktık yolculuğumuza... Yol arkadaşım Petek ve bugün bizimle kendini doğanın kucağına atmak için sabırsızlanan diğer yolcu dostlarımızla birlikte...
İzmir’den Uşak taraflarına gidiyorsak Kemalpaşa yakınlarındaki Yiğitler kahvaltı için değişmez uğrak yerlerimizden biridir. Yine öyle yaptık. Akmakla akmamak arasında kararsız derenin yanıbaşında, yaprakları henüz sararmaya başlamış çınarların altında yaptık kahvaltımızı.



Fotoğraf çekimi için sık sık durup oyalanarak, ilk durağımıza Turgutlu'nun Kayrak Köyü'ne doğru yöneldik. Bu köyün yanıbaşında harika bir kanyon olduğunu gezgin dostum Sedat Danacı'dan duymuştum. İlk kez görecektik, eğer zorlu bir iniş gerektirmiyorsa birlikte inip çıkacaktık. Kanyonun dibinde şelalelerle süslü bir dere olduğunu söylemişti Sedat Danacı.
Eski Ankara yolunu kullanarak önce Irlamaz Köyü'ne, sonra Aşağıbozkır'a, ardından Çatalköprü'ye ve sonunda görüntüsüyle bana Çamlıhemşin'i hatırlatan Kayrak Köyü'ne ulaştık. 430 nüfuslu köy makiliklerin örttüğü derin bir vadinin yanıbaşında yer alıyor. Bizi büyük bir misafirperverlik ve ilgi ile ağırlayan köy sakinlerine sorduk kanyonu. Tarif ettiler. Köyü çevreleyen kiraz, kestane, ayva bahçelerinin arasından yürüyerek, her biri başka bir yöne giden patikalardan birini seçtik, inmeye başladık.

TEK KİŞİ İNEBİLDİ


Çatma Dağı'nın eteklerinden başlayan 10 kilometrelik kanyonun dibinden Karacaali Çayı akıyor. Domuzların sık sık ziyaret edip beslendiği, su içtiği bir yer burası... Ancak makiliklerin arasından inmeye çalıştığımız kanyona yaklaştıkça 100-150 metre yüksekliğindeki dik bir duvardan da inmek zorunda olduğumuzu farkettik. Dağcı değildik, yalnızca inmek değil buradan çıkmak da zordu. Köy içinde fotoğraf çekip, kahvehanede “Ben şelale fotoğrafı çekmeden dönmem” diyen fotoğrafçı arkadaşımız Niyazi Tuncel'i beklemeye koyulduk. Tuncel makinesi fotoğraflarla yüklü, bir saat sonra köye dönünce hepimiz o kanyonun dibine inmiş kadar olduk.



Yolculuğumuzda ikinci durağımız Salihli Alahıdır Köyü yakınlarındaki Çakıcı Köprüsü ile Çıplak Değirmen. İzmir ile Manisa’nın Ahmetli İlçesi’nin arası 75 kilometre… Alahıdır Köyü sapağı ise Ahmetli’den önce. Bozdağlar’ın eteğine kadar uzanan ovanın en dibine kurulmuş. İlçeden 4 kilometre uzaklıktaki bu köy 1400 kişilik nüfusuyla artık köy ile kasaba arasında bir yerde… Alahıdır’ı ilginç bir yer haline getirense biz gezginlerin yeni yeni fark etmeye başladığımız iki tarihi değeri; Çakıcı Köprüsü ve Çıplak Değirmen…

ARTIK YOLU GÜZEL


Tarihi köprü ile Çıplak Değirmen’e, inişli, çıkışlı, virajlı daracık toprak yoldan otobüs ile gitmek mümkün değildi. Daha önceki gidişimizde biz kahvaltımızla meşgulken römorklü iki traktör köy meydanında bizim için hazırlanmıştı. Köprüye traktör kasasında ulaşabilmiştik. Ancak bu kez köy muhtarı Mehmet Ali Yıldırım'ın çabasıyla önümüzde minibüsle de gidecebileceğimiz daha düzgün bir yol vardı. Traktöre gerek kalmadı.
Yola çıkmadan önce güneşin henüz ısıtamadığı, meydana yakın birkaç soğuk ve sessiz sokakta dolaştım. Evlerdeki sobalarda yakılan odunun kokusu tüm sokaklara sinmişti. Kerpiç evler vardı, yapraklarının çoğu dökülmüş dut ağaçları, yüksek bahçe duvarlarından birkaç dalını uzatmış narlar, ayvalar, ısınacak yer arayan bir mahalle kedisi… İki sokağın birleştiği bir köşede ise köylünün ortaklaşa kullandığı mahallenin taş fırını vardı… Kapağı açıktı, içerisi sıcaktı henüz. Ekşi maya ile yapılmış ekmeklerin kokusu, tatlı için tepsi ile fırına konulmuş incirlerin kokusuna karışmıştı.

KARADENİZ GİBİ


Zeytinliklerin, hayıt kümelerinin, çam ormanlarının, yaprakları sararmış ağaçların her iki yanını kuşattığı toprak yolda 15 dakikalık yolculuğun ardından, bir vadinin dibinde ansızın karşımıza çıktı Çakıcı Köprüsü… Bozdağ’da eriyen berrak kar sularını Gediz’e taşıyan Kelebek Çayı’nın üzerine kurulmuş tek kemerli devasa bir taş köprü Çakıcı Köprüsü… Manisa civarında tespit edilen 39 tarihi köprüden biri olan Çakıcı Köprüsü . Köprü hala yapıldığı ilk günlerin özelliklerini taşıyor. Ne bir eksik ne bir fazla… Çevresini kuşatan çınarların, akasyaların, dişbudakların, kavakların arasında tarihin derinliklerinden gelmiş gibi duruyor… Kulaklarımızda Kelebek Çayı’nın çağıltısı, soluklarımızda baharın mis kokuları… Köprüye çok yakın bir tepenin yamacına ise uzun yıllar önce su değirmeni olarak kullanılan ve hala çalışır durumdaki Çıplak Değirmen yaslanmış.
Çakıcı Köprüsü yapım tarihi net olarak bilinmese de dilden dile dolaşan söylentilere göre 1872-1911 yılları arasında yaşayan ve İzmir’in Kavakları türküsünde Çakıcı olarak anılan Çakırcalı Mehmet Efe zamanında yaptırılmış… Tarihi köprüyü ve coşkuyla akan Kelebek Çayı’nı kuşatan ağaçlar son yapraklarını da toprağa bırakmak üzere…
Narlıdere Belediyesi Fotoğrafçılık Kursu üyeleri insana Ege’den daha çok Karadeniz’de olduğunu hissettiren köprü, değirmen ve sonsuz güzellikler sunan sonbaharı fotoğraf makinelerinin hafızalarına kaydetmek için vadi boyunca, yağmurun çürüttüğü yaprakların kokusunu soluya soluya iki saat boyunca çalıştılar.
Gezimizin son durağı Adala Kanyonu idi ama çabuk bitmişti gün... Zengin ve keyifli anılar biriktirmiş olarak döndük İzmir'e... Fotoğraf makinelerimizde hazine gibi sakladığımız yüzlerce kare fotoğrafla…
Güncelleme Tarihi: 17 Ekim 2018, 10:26
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER