Çocuk internette yalnız olmamalı
Devleti dava eden ilk Başbakan
Büyükler İzmir'e geldi
Ressamların tuvalinde İzmir var
Bu yazı 23 Aralık 2012, Pazar 10:32:39 tarihinde eklendi.
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

EHL-İ KEYF - Atila Sertel

EHL-İ KEYF

DİREKSİYON YOK OLDU, BEN MAHVOLDUM


 

Tamer Sanverir’i tanıdıkça seversiniz. Sevdikçe de alışkanlık yapar. Tatlı dilli, hoş sohbettir. Tanıdığım en kabiliyetli sayfa sekreterlerindendir. Yeni Asır okulundan yetişmiş. Uzun süre Milliyet sayfalarında kendi çizgisini arkadaşlarıyla birlikte uygulamış, şimdi de Sabah Gazetesi’nin birbirinden güzel sayfalarında parmaklarının izi olan bir kardeşimdir.

 

Ben Tamer’i tanıyalı neredeyse 20 yılı geçti. Girdiği her ortamı neşelendiren, kendisi ile alay edecek kadar hoşgörülü, şaka yapmayı seven ve yapılan her şakayı kaldıracak kadar da alçak gönüllü bir insandır. O nedenle onunla ilgili anlatacaklarımı biraz süsleyerek, biraz abartarak da anlatsam gönül koymaz bilirim.

 

Tanımayanlar için kısaca Tamer’den bahsedeyim. 1967 yılında Almanya’da doğmuş ama tek kelime Almanca bilmediğini iddia edenler olsa da ben Tamer’in birkaç kez “Guten Tag”, “Guten Morgen” dediğine tanık olmuşumdur. İzmir Yeşilyurt Cumhuriyet Lisesi'ni bitirdikten hemen sonra gazeteciliğe 1986 yılında Cumhuriyet Gazetesi’nin teknik servisinde başlamış. 19 yaşında pikaj, montajla başlayan gazetecilik yaşamı, 1990-1995 yılları arasında Yeni Asır’da sayfa sekreteri olarak sürmüş. 1996’dan 2011’e kadar kalacağı Milliyet Gazetesi onun yuvası olmuş. Dedik ya şimdi de Sabah Gazetesi’nde çalışıyor.

 

ANLATACAĞIM ASKERLİK ÖYKÜSÜ

 

Bir olayı anlatırken asla abartmaz Tamer. Engin Uğur Ağır’ın söylediğinin tam tersine anlattığı her olayı sade bir anlatımla ve ağzını hiç şaplatmadan dile getirir. Makinalı tüfek seriliğinde konuşur, onu tam anlayabilmek için dikkatle dinlemeniz gerekir. Ben onun ağzından bir askerlik öyküsü dinlemiştim, onu anlatayım.

 

Aslında 1987 yılında askere gitmesi gerekir Tamer’in. Ancak evlenmiştir, çalışmaktadır, kaçabildiği kadar kaçar Tamer Sanverir. Yeni Asır’da yazı işlerinde çalışırken, biraz da Genel Yayın Yönetmeni Hamdi Türkmen’in, “Oğlum askerliğe başvur. Bana güven en kral yerde askerlik yaptırayım sana” sözlerine de inanarak başvurur. Yıl 1992, tertip olarak 1973’e 2 tertibe denk geliyor.

 

Tamer çok sevdiği eşi Saliha’yı ve o günlerde 4,5 yaşında olan Bensu’yu bırakarak askere gidecektir. En büyük güvencesi Hamdi Türkmen’dir. Aralarında şöyle bir konuşma geçer:

 

Tamer seni denizci yapalım, çok rahat edersin. Doğum yerin Almanya olduğu için de bi bakarsın İzmir’de askerlik yaptırırız sana…

 

Tamer çok sevinir. Hamdi Türkmen’in elini öpmeye yeltense de başaramaz. Hamdi ağabey konuşmasını sürdürür:
Biz kimlere ne iyilikler yaptık, sana mı yapmayacağız.

 

Tamer o gece gözyaşlarını zor tutarak ve Hamdi Türkmen için dualar ederek eve gelir. Karısı Saliha da dualar eder Hamdi Türkmen için. Tamer çakı gibi bir bahriyeli olacaktır. Beyaz elbisenin ve Halil Rıfatpaşa’da askerlik yapmanın hayallerini kurar. Kendisine söz veren Hamdi Türkmen biraz uzakta olsa Narlıdere’de yapmıştır askerliğini. Derken askerlik şubesinden öğrenir Tamer. Acemiliği Kütahya’ya çıkmıştır, havacıdır ama inanamaz. Arkadaşlarına sorar, “Havacılıktan, denizciliğe dağıtım olur mu” diye. Askerliğini yapanlar gülerler Tamer’e. Yine şaka yapıyor diye düşünürler.

 

KÜTAHYA’NIN BAHAR HAVASI

 

Mayıs ayında teslim olur birliğine Tamer. Bahar gelmiştir ülkeye ama Kütahya’ya biraz daha geç gelir. Sağa dön, sola dön, uygun adım marştan sonra herkesi mesleğine göre ayırıp eğitime devam etmek isterler. Ehliyeti olduğu için Tamer’i şoförlük eğitimine ayırırlar, Bursa’ya gönderirler. Bir aylık Kütahya eğitiminden sonra bir ay da Bursa’da askeri araçlarda eğitim görür Tamer. Kütahya’ya gelmeden önce haber gelir Hamdi Türkmen’den, “Hiç merak etme dağıtımda en kral yere gideceksin”, der. Bundan sonrasını Tamer’in ağzından dinleyelim:

 

“Kütahya’da 13’üncü bölükteyim. Şimdinin sayın vekili, dönemin Galatasaraylı futbolcusu Hakan Şükür de 15’inci bölükteydi güya. İlk gün gelmiş, Adnan Polat teslim etti, bir gece ya kaldı ya kalmadı, bir de yemine gelmiş. Sonra da göremedik onu. Bölükte 350 kişiyiz ve torpilli olan iki kişi. Biri ben, biri de Denizlili bi arkadaş. Hamdi ağabeyime çok güveniyorum, ne yapar eder beni İzmir’e yakın bir yere getirir. Diğer 348 kişi torpilsiz. Dedim ya yaşasın Hamdi ağabeyim. Uzatmayayım, isimler bir bir okundu. Herkes Balıkesir, İzmir, İstanbul’a… En uzağa giden birkaç kişi Malatya’ya gitti. Torpilli Denizlili arkadaşım Mardin’e radarcı oldu, benimde Diyarbakır’a gönderildiğimi duydum. Arkadaşlar bayılmak üzere olduğumu ve derin derin iç çekerek, “Hamdi abiii, Hamdi abiii” diye sayıkladığımı söylediler.”

 

Eşi Saliha haberi telefonda alınca, “Hamdi ağabeye söyleyeyim mi” der. Tamer haykırır telefonda, “Sakın ha, konuşursa Kuzey Irak’ta alırım soluğu. Hiç elleme” der.

 

Sonradan kardeşi Selim Sanverir için de devreye girer Hamdi Türkmen. Selim için girişimleri daha da etkili olmuştur. Selim Jandarma komando olur Bilecik’te. Yine Hamdi ağabey devrededir Selim de soluğu Diyarbakır’da alır. Jandarma komando Diyarbakır’ın Kulp ilçesi Panak karakolu’nda askerlik yapar. Tamer, “Ben Selim’i uyarmıştım ama dinlemedi. Hamdi ağabeyi sokma devreye dedim. Kardeşim canını zor kurtardı” diyor.

 

KOMUTANLAR GELİYOR

 

1993 yılı terörün, faili meçhul cinayetlerin arttığı, Güneydoğu’da olağanüstü halin sürdüğü yıllar. Çevik Bir dönemi diye anlatıyor Tamer. Olağanüstü hal bölge toplantısı için Diyarbakır’da tüm ordu komutanları ve üst düzey generaller Diyarbakır’a gelecek. Hava inanılmaz sıcak, yumurtayı asfalta koy üç dakika sonra rafadan yedi dakika sonra tam pişmiş olarak yersin.
Tamer, 2’inci Hava Kuvvet Komutanlığı’nda 8’inci Hava Jet Üssü’nde sıradan şoför. Ordu komutanları ve üst düzey generaller geliyor. Jet Üssü komutanının makam şoförü deneyimli olduğu için Çevik Bir paşaya tahsis edilmiş, Tamer de eğitime tabi tutulmuş.

 

Komutana selam çakacaksın, bindikten sonra kapıyı kapatacaksın ve koşarak direksiyona oturacaksın, süreceksin. O kadar…

 

Tamer Sanverir’i usta şoförler çalıştırmış. Selam çak, komutan binsin, kapıyı kapat, hızla koş, direksiyona geç.. Bu kadar basit.
Bundan sonrasının anlatımını da Tamer’e bırakalım:
“Onlarca makam arabası ve şoförü dizelendik. Uçaklar peşpeşe geldi. Ben de üssümüzün komutanını, generalimizi taşıyorum.

 

Komutanını araca bindiren hareket etti. Bizim köşk diye adlandırdığımız ana karargahın önüne geldik. Komutanlarımız selamlar eşliğinde karargaha girdi. Hava inanılmaz sıcak. Araçlarımız düzgün bir biçimde park edildi. Bir aracın farı öndeydi, üstteğmen arkadaşımızı fırçaladı, o da aracını hizaya soktu. Bir komutan yüksek sesle emir verdi, “Herkes aracının kapılarını açsın ve havalandırma yapsın” dedi. Öyle ya, aracın içi pişecek, komutanlar bindiği gibi haşlanmasın sıcaktan. Her şeyi ne kadar ince düşünüyorlar diye gıpta ettim. Yaklaşık üç saat sonra bir telaş başladı ki inanılmaz. Bir deneyimli şoför, “Geliyorlar, geliyorlarrr” diye bağırdı. Komutanlar geliyor. Ben içimden tekrarlıyorum. Selam dur, kapıyı ört, koşarak direksiyona geç otur. Selam dur, kapıyı ört, koşarak direksiyona geç otur. Benim general geldi, bir topuk selamı verdim ki sormayın, dersiniz bu adamın topuğu yüzde yüz çatlamıştır. Komutanımı bindirdim, kapıyı örttüm. Koştum, kendimi aracın içine attım, kapımı örttüm. Anam bir baktım ki direksiyon yok, direksiyon bir ön koltuğun önünde. Sağıma bir baktım, komutanım. Paşamla göz gözeyiz. “Oğlum benim ehliyetim yok sen geç öne” dedi ve güldü. Özür dilerim komutanım diyecek oldum, sırtıma dokundu, “Hadi geç geç de gidelim” dedi. Demek paşalık böyle bir şey. Yücelik böyle bir şey. Öne geçtim biraz geride kalsakta havaalanına vardık. Kuvvet komutanlarımızı ve generalleri uğurladık. Bu zor sınavı da başarıyla geçmiştim.”

 

Tamer Sanverir bunu bir askerlik öyküsü olarak anlatır. Benim yazmamdan ziyade siz onu mutlaka bulun ve mimikleriyle, hareketleriyle bu olayı anlattırın. Sonra karar verirsiniz Tamer mi daha çok güldürüyor yoksa askerlik anılarını anlatan ve bu işlerden para kazanan Cem Yılmaz mı?

 

REKTÖR OLDU ET DÖNER

 

Tamer Sanverir Sabah Gazetesi’nin de neşe kaynağı. Uyumlu, sevimli, çalışkan. Ailesi ile de çok mutlu. Eşi Saliha ile hem şakalaşır hem de çekinir ondan. Evlatları Bensu ve Lütfi Baysal ile mükemmel bir Sanverir ailesidir. Nazardan sakınmaları için Saliha Hanım Tamer’in ceplerine küçük nazar boncukları atar. Tamer en çok şakayı da eşinin üzerinden yapar, Saliha da dünya tatlısı, mütevazı olduğu için onun şakalarına güler geçer. Yine Tamer anlatıyor:

 

“Tam eve gideceğim. Münir Koçarslan, “Tamer sen de geliyorsun” dedi. 9 Eylül Üniversitesi Rektörü Emin Alıcı Milliyet’in yazı işlerine yemek verecekmiş. Açtım Saliha’ya telefon, dedim ki, “Tam eve geliyordum rektör yemeğe davet etmiş, mecburum gitmeye dedim. Saliha benim evde yemek yememi sever, kendi yaptıklarını yemem onu hoşnut eder. Hiçbir şey demedi, kapattı suratıma telefonu. Rektörlükteki yemekte diken üstünde oturdum bir an önce eve varayım. Yemek mi beni yedi ben mi yemeği biledim. Gece saat onda eve girdim. Hanım da beş karış surat, yüzüme bakmıyor. Çocukları da örgütlemiş, Bensu da, Lütfi Baysal da tek kelime etmiyor. Aradan on dakika geçti Saliha Hanım patladı:

 

0hhh dedi, Tamer Bey yesin et dönerleri gelsin eve. Biz çoluk çocuk, dedi..
Bizim Saliha boğazına düşkün ya, et ve döner anlamış. Ben rektör diyorum, o et döner anlıyor. Çocuklara da, biz burada karnabahar yiyelim, babanız götürsün et dönerleri demiş. Çocukların tepkisi de ondanmış”
Tamer de öykü çok. Şimdilik burada kesiyorum. Dedim ya, yerim dar…

 

***

 

FIKRA

 

AÇ PAKETLERİ BAKALIM

 

 

 

 

Kadının biri alışveriş için şehre inmiş, ilk girdiği dükkânda harika ayakkabılar bulmuş, ikincide de nefis bir elbise..
Üçüncü dükkânda herşey 5 dolara inmiş, gözlerine inanamazken birden cep telefonu çalmış..
Hattaki kadın doktor ona kocasının feci bir trafik kazası geçirdiğini, durumunun kritik olduğunu, yoğun bakıma kaldırıldığını söylemiş..
Kadın doktora kocasına çarşıda olduğunu iletmesini, bir an önce orada olacağını söyleyerek telefonu kapatmış, ama akabinde hayatının en verimli alışverişini yapmakta olduğunu fark etmiş ve hastaneye gitmeden 1-2 mağazaya daha girmiş, birkaç saat sonra sabah alışverişini bir fincan kremalı kahve ile tamamlanmış ki birden kocasını hatırlamış..
Suçluluk duygusu ile hastaneye koşmuş..
Koridorda doktoruna rastlayıp kocasını sormuş..

 

Bayan doktor, kadının elindeki paketlere bakıp "Buraya hemen gelmek yerine alışverişine devam ettin değil mi?" demiş bağırarak,

"Sanırım kendinle gurur duyuyor olmalısın..
Adam burda yoğun bakımda, sen mağaza mağaza dolaş..
İyi be!.. Ama bu senin son alışverişin olacak.. Artık ömrünün sonuna kadar onun hasta bakıcısı olacaksın, hem de başından 1 dakika bile ayrılamadan!.."
Kadın son derece üzgün başını önüne eğmiş..
Bayan doktor, onun bu haline uzun uzun baktıktan sonra kıkırdamaya başlamış,
"Şaka yapıyorum kıııız şakaaaa.." demiş,
"Takıldım sana.. Kocan öldü.. Vallahi öldü.. Hadi paketleri aç da bakalım...

 

***

 

SALAK ERLER

 

 

İki çavuş iddaya girer hangimizin eri daha salak diye. İlk çavuş erini çağırır ve der ki;
-Oğlum al şu 10 milyonu git bana bir araaba al. Er:
-Baaaşüstüne çavuşum der gider.
ikinci çavuş çağırır erini:
-olum git bak bakayım ben SALAK ERLER


İki çavuş iddaya girer hangimizin eri daha salak diye. İlk çavuş erini çağırır ve der ki;
-Oğlum al şu 10 milyonu git bana bir araaba al. Er:
-Baaaşüstüne çavuşum der gider.
ikinci çavuş çağırır erini:
-olum git bak bakayım ben evdemiyim der..
er:
-baaşüstüne çavuşum der çıkar.
bu iki salak er çarşıda karşılaşırlar erlerden biri:
-yahu bende bir çavuş var o kadar salak ki bana para verdi git bana araba al diye lan keriz bugün pazar arabayı nerden bulayım..
diğer er:
-yahu benim ki daha salak yok gidip kenddisi evdemiyiş değilmiymiş diye bakacakmışım be ey lavuk yanında koskaca askeriyenin telefonu var evi arada sorsana...

 

evdemiyim der..
er:
-baaşüstüne çavuşum der çıkar.
bu iki salak er çarşıda karşılaşırlar erlerden biri:
-yahu bende bir çavuş var o kadar salak ki bana para verdi git bana araba al diye lan keriz bugün pazar arabayı nerden bulayım..
diğer er:
-yahu benim ki daha salak yok gidip kenddisi evdemiyiş değilmiymiş diye bakacakmışım be ey tavuk yanında koskaca askeriyenin telefonu var evi arayıp sorsana...

Yazdır Paylaş
Diğer Atila Sertel Yazıları
Belediyenizin hizmetlerinden memnun musunuz?
Evet
Kararsızım
Hayır